PROGRAMIMIZ

I.
GİRİŞ

 

İnsan yaratılmışların en şereflisidir. Diğer varlıklardan
farklı olarak akıl, şuur ve irade ile donatılmış; iyiyi kötüden, doğruyu
yanlıştan, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden ayırt edebilme yeteneği
verilmiştir.

 

İnsanın kendisini ifade edebilmesi, diğer insanlara
faydalı olabilmesi ve kemale erebilmesi, aklını ve iradesini iyiden, güzelden,
doğrudan, faydalıdan ve adaletten yana kullanması ile mümkündür. Bunun için
insanların bazı reddedilmez hakları ve özgürlüklerinin olması ve bunların diğer
insanların tasallutundan korunması gerekmektedir.

 

İnsan ayni zamanda tek başına yaşayamayan sosyal bir
varlıktır. Hayatını sürdürebilmesi için tek başına karşılayamayacağı çok çeşitli
ihtiyaçları vardır. Bu nedenle insan, aileden devlete kadar çeşitli sosyal ve
siyasi oluşumların üyesi olmak zorundadır.

 

Tarih boyunca, değişik şekillerde de olsa, bir siyasi
organizasyon olarak devlet, insan hayatında hep önemli bir yer işgal
etmiştir.

 

Siyaset; meşruiyetini bireylerin hak ve özgürlüklerini
koruma amacından alan, en üst siyasi organizasyon olan devlet eliyle, hak ve
adalet ilkeleri çerçevesinde insanlara hizmet etme işidir.

 

İnsanın özlemi ise, yeryüzünün en önemli değeri olan
saadet içinde yaşamaktır. Saadet, ancak sevgi ve kardeşlik, hak ve özgürlük,
adalet, refah ve saygınlık ortamında gerçekleşebilir.

 

Bizler, görüşümüzün temeli olan sevgi, şefkat ve
kardeşlikten yola çıkan insanlar olarak Saadet Partisi’nde bir araya geldik.

 

Amacımız, başta
bu ülkede yaşayan insanlar olmak üzere, tüm insanlığın saadetidir. Bu nedenle,
devleti saadetin bir engeli değil, bir aracı haline getirmek için siyaset
yapmakta kararlıyız.

 

İnsanların
saadeti için her şeyden önce beş temel şartın var olması gerekir.


Bunlar:

-Sevgi, huzur, barış ve kardeşlik,
-İnsan hakları ve
özgürlükler,
-Özgürlükler herkes tarafından en geniş anlamda kullanılırken
insanlar arasında çatışma olduğunda özgürlüklerin sınırlarının adaletle
çizilmesi,
-Saadet için barış, huzur, özgürlükler ve adalet gereklidir ama
yeterli değildir. Bunun için refah da gereklidir; insanlar ihtiyaçlarını kolay
ve bol bir şekilde karşılayabilmelidirler.
-Yukarıdaki unsurların hepsi
sağlansa da saadet tam olarak gerçekleşemez; tam saadet için izzet, onur ve
saygınlık da gereklidir.
İyi insan olmak ancak herkesin iyiliğini ve
saadetini istemekle mümkündür. Bundan dolayı bizler insanların saadeti için
zorunlu olan bu beş temel şartın tesisi için tüm gayretimizle çalışmayı, bir
insanlık görevi olarak görüyoruz.

İnsanların saadeti için yanlışın değil
doğrunun, kötü ve çirkinin değil iyinin ve güzelin, zararlının değil faydalının,
zulmün değil adaletin hakim olması gerekir.

Bundan dolayı da doğrunun,
iyi ve güzelin, faydalının ve adaletin hakim olması için bütün gücümüzle
çalışmayı bir insanlık vecibesi olarak görüyoruz.

Bu amacımıza ulaşmak
için;

-Çatışma, sürtüşme ve gerginlik değil diyalog, uzlaşma ve barış,

-Çifte standart ve ayrımcılık yerine eşitlik ve adalet,
-Sömürü değil
adil paylaşım ve samimi yardımlaşma,
-Baskı ve dayatma yerine demokrasi ve
insan hakları,
-Çıkarcılık ve maddiyatçılık değil ahlâk ve maneviyat,

-Anarşi ve düzensizlik değil karşılıklı rıza esasına dayanan sözleşmelere
sadakat,

temel ilkelerine uyulmasını bir zorunluluk olarak kabul
ediyoruz.

II. DEVLETİN NİTELİKLERİ VE İLKELER

 

II. 1. İnsan Hakları ve
Özgürlükler

 

II. 1. 1. Genel

 

Üzerinde bütün insanların mutabık kaldığı, çoğu
uluslararası sözleşmelerde zikredilen ve tabii hukuka aykırı olmayan temel
haklara, bütün insanlar doğuştan sahiptirler ve bu haklara dokunulamaz. Bu
haklar insan onur ve haysiyetinin koruma zırhıdır.

 

Saadet Partisi iktidarında, tüm sosyal ve siyasî
organizasyonlar, bu doğal hakların korunmasına ve kullanılabilir olmasına hizmet
edecektir.

 

Milletimizin ve onun
devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin dünya milletler ailesinin eşit haklara
sahip şerefli bir üyesi olması, ancak vatandaşlarının temel insan haklarının
garanti altına alınmasıyla mümkündür.

 

Saadet Partisi, insan hakları konusunda milletimizin ve
tarihinin kabul ettiği tabii hukukun ortak değerlerini ve insan hakları ortak
değerlerinin belirttiği ve Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve Avrupa İnsan
Hakları Beyannamesindeki hususları uygun görmektedir.

 

Maalesef bugün Türkiye’de insan haklarını gerçek manâda
garanti altına alan uygulamaların olduğunu söyleyemiyoruz.

 

Türkiye Cumhuriyeti hudutları içinde yaşayan herkes hür,
onurlu ve haklar bakımından eşittir. Partimiz, devletin; bu ülkede yaşayan
herkesin, ırkı, rengi, cinsiyeti, dili, dini, mezhebi, siyasi görüşü, sosyal
menşei, serveti veya diğer herhangi bir özelliğini gözetmeden, tüm insan
haklarını ve özgürlüklerini garanti altına almasını sağlamak için çalışacaktır.

 

II. 1. 2. Yaşama ve güvenlik

 

Yaşama, özgür olma ve kişi güvenliği her bireyin
hakkıdır. Devletin en temel görevlerinden birisi kişi güvenliğini temin
etmektir.

 

Herkes yaşama hakkına, maddî ve mânevî varlığını koruma,
sürdürme ve geliştirme hakkına sahiptir.

 

Hiç
kimseye, zalimane, gayri insânî ve haysiyet kırıcı ceza verilemez, işkence
yapılamaz; bu tip muameleler hiç kimseye uygulanamaz.

 

Saadet Partisi, işkence ve kötü muameleyi en büyük
insanlık suçu olarak kabul eder; Türkiye’yi işkence, gözaltında ölüm, kayıplar
ve faili meçhul cinayetler gibi uygulamaların olmadığı bir ülke haline getirmek
için en büyük titizliği göstereceğini kamuoyuna duyurur.

 

Ülkemizde hiç kimsenin, özel hayatına, ailesine,
meskenine ve haberleşmesine keyfi müdahalede bulunulamaz. Onuruna ve kişiliğine
dokunulamaz; herkesin bu müdahale ve tecavüzlere karşı kanun ile korunmaya hakkı
vardır.

 

Herkesin ülkede ya da ülke dışında serbestçe seyahat ve
ikamet etme hakkı vardır.

 

II. 1. 3. Düşünce ve ifade özgürlüğü ve örgütlenme
hakkı

 

Demokrasinin esas dayanağı düşünce ve ifade özgürlüğüdür.
Düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğü örgütlenme hakkı, öğrenim, öğretim ve
inandığı gibi yaşama hakkı demokrasinin olmazsa olmaz koşuludur. Düşünce ve
ifade özgürlüğü, düşüncelerinden dolayı rahatsız edilmemek, düşünce ve bilgileri
her vasıta ile aramak, elde etmek, yararlanmak ve yaymak hakkını gerektirir.

 

Dernek, vakıf, sendika, oda ya da siyasî parti şeklinde
örgütlenme hakkı ile toplantı ve gösteri hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğünün
bir parçasıdır.

 

Bu
nedenle Saadet Partisi, sivil toplum kuruluşlarını ve siyasî partileri,
demokrasinin vazgeçilmez unsurları olarak kabul etmektedir.

 

Yalan haberi, iftirayı, hakareti ve şiddet çağrısı içeren
beyanları, ülkenin bölünmesinin talep edilmesini, ifade özgürlüğü olarak kabul
etmiyoruz. Bize göre, düşünce, ifade ve örgütlenme hakkının sınırları, yalan,
iftira, hakaret, şiddet ve terördür; hiçbir düşünce ve onun ifadesi, şiddet ve
teröre sebep olmadıkça kamu güvenliği ve düzenini tehdit şeklinde
değerlendirilemez.

 

Demokratik sistemlerin vazgeçilmez unsurları olan siyasî
partiler farklı görüşlere sahiptirler. Tek tip düşüncenin farklı adlarla
örgütlenmesini demokrasi sayan anlayışı doğru bulmuyoruz. Farklı düşüncelere
tahammülsüzlüğü ve siyasî partiler üzerindeki baskı ve kısıtlamaları, demokratik
anlayışa aykırı, ilkel bir zihniyetin ürünü olarak
görüyoruz.

 

Bu
nedenle Saadet Partisi olarak, düşünceyi ifade ve örgütlenme hakkının korunması
ve siyasetin önündeki tüm engellerin kaldırılması, öncelikli hedefimizdir.

 

İktidarımızda, habere ulaşma hakkı, yorum ve eleştiri
hakkı ve yayınlama hakkı tam olarak korunacaktır. Bu hakların, basının doğru
bilgilendirme ve toplum adına denetim görevini aşarak, ekonomik ve siyasî çıkar
elde etme, kişilik haklarının ihlali ve insan onurunun rencide edilmesi şeklinde
kullanılmasını tasvip etmiyoruz. Bunun için gerekli önlemler
alınacaktır.

 

Elbette hak ve özgürlüklerin genel bir sınırlaması da
vardır; o da başkasının hak ve özgürlüklerine tecavüz edilmesidir. Saadet
Partisi, Türkiye’de hiç kimsenin haklarının başkalarının haklarını;
özgürlüklerinin başkalarının özgürlüklerini; mutluluğunun başkalarının
mutluluğunu ortadan kaldırma üzerine kurulamayacağını savunmaktadır. Bundan
dolayı özgürlükler çatıştığı zaman sınırların adaletle çizilmesi gerektiğine
inanıyoruz.

 

Devletin ve doğal olarak bu yapı içerisinde yer alan
yasama, yürütme ve yargı erklerinin en temel görevi, en geniş anlamda insan
hakları ve özgürlükleri korumak ve adaleti tesis etmektir.

 

II. 1. 4. Din ve vicdan özgürlüğü ve laiklik

 

Türkiye, din ve laiklik tartışmalarını artık aşmak
zorundadır. Bunun için yapılacak iş, evrensel normlara göre bir laiklik tanımı
ve uygulamasıdır.

 

Saadet Partisi, bu ülkede yaşayan herkesin din ve vicdan
özgürlüğünü savunur. Herkes din, kanaat ve vicdan özgürlüğüne, ibadet ve dini
vecibelerini bireysel ve toplu olarak yerine getirme hakkına sahip olmalıdır.
Din, vicdan ve kanaat özgürlüğü temel insan hakları içinde yer alır. Bu hak,
dinini tek başına veya topluca, açık olarak ya da özel surette, öğrenim,
öğretim, tatbikat ve ibadetlerle açığa vurma ve örgütlenme özgürlüğünü de
içerir. Hiç kimse din ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; yine hiçbir kimse
ve kurum, din ve kanaatler konusunda bir başkasına zorlama yapamaz.

 

Devlet; laikliğin gereği olarak din, inanç ve kanaat
konusunda taraf olamaz. Bu nedenle devlet, herhangi bir dinin inanç, ibadet ve
vecibelerini icbar eden veya bunları yasaklayan bir uygulama içinde bulunamaz.
Her konuda olduğu gibi din, inanç ve kanaat konusunda da kendisi bir baskı
unsuru olamayacağı gibi toplum kesimlerinden kaynaklanan baskı, dayatma ve
şiddet içeren eylemleri önlemekle de yükümlüdür. Devlet, insanların din ve
kanaat tercihleri ve bunların gereklerini yerine getirmeleri yolundaki engelleri
ortadan kaldırır.

 

Laiklik, kanunların ilme, gerçeklere, akıl ve insanların
tecrübelerine dayanarak yapılmasını gerektirir. Ancak laiklik, asla dinsizlik
veya din karşıtlığı olarak algılanamaz; aksine laiklik, bir kimsenin genel
ahlâka aykırı olmamak şartı ile inancının gereklerini özgürce yerine
getirebilmesi ve devletin bu konularda kesinlikle taraf olmaması ve bu hakları
korumasıdır.

 

II. 2.
Demokrasi

 

Saadet Partisi, herkesin saadetini istemekte, bunun da
ancak barış ve kardeşlik, hürriyet, adalet, refah ve saygınlıkla mümkün
olacağının idrak etmektedir.

 

İnsan maddî ve manevî varlığı ile bir
bütündür.

 

Sosyal bir varlık olan insan diğer insanlarla birlikte
oluşturduğu siyâsal ve sosyal organizasyonları yönetme hakkına
sahiptir.

 

Egemenlik, doğrudan halk oylaması yoluyla, ya da
bireylerin gerçek serbest seçimler yoluyla ve eşit tanıtma şartları içinde,
seçtikleri temsilcileri aracılığıyla kullanılır. Millet tarafından TBMM’ne
verilen egemenliği kullanma hakkı, hiçbir kişi veya kuruma kısmen ya da tamamen
devredilemez.

 

Bunun dışında kalan işlerle ilgili alanın düzenlenmesi,
yine eşit hak ve özgürlüklerin korunması ve zarar görmemesi, nimet ve
külfetlerin, görev ve yetkilerin adil dağıtılması ve paylaşılması hususunda
demokratik usul ve esaslar geçerlidir.

 

II. 3. Hukukun üstünlüğü

 

Temel Esas, kaba kuvvetin
değil, hakkın üstün tutulmasıdır.

 

Saadet Partisi, insan haklarına dayalı demokratik devlet
yapısı için, hukukun üstünlüğünü vazgeçilmez esas olarak görür.

 

İnsan haklarının dokunulmazlığını temin için, tabii hukuk
ve adalet ilkeleri dâhilinde, önceden anlaşılmış ve ilan edilmiş kurallara
ihtiyaç vardır. Bu kurallar tüm erkleri kullananları ve tüm bireyleri bağlar. Bu
kuralların insan haklarının dokunulmazlığını koruması ve herkese eşit ve adil
bir şekilde uygulanması hukukun üstünlüğünü oluşturur.

 

Saadet Partisi; hakkı üstün tutan bir anlayışa sahiptir.
Bu nedenle gücün hukukunu reddetmektedir. Biz, hukukun gücünü, hukukun
üstünlüğünü savunan geleneğin temsilcileriyiz. Kaba kuvvete karşı hakkı, hukuku,
adaleti savunuyoruz. Partimiz, hukuka dayalı bir düzen, hakka dayalı ilişkiler
ve adaletin belirlediği paylaşım için siyaset yapar.

 

Saadet Partisi; siyasi hedefleri olarak belirlediği,
gerçek demokrasi, insan hakları, özgürlükler, kalkınma, refah, barış ve sosyal
dayanışmanın, ancak bir hukuk devletinde gerçekleşebileceğine inanmaktadır. Bu
nedenle Saadet Partisi, hukukun üstünlüğünün tam bir savunucusudur.

 

Ülkemizde ‘Hukuk Devleti’ anlayışının sorunlu olduğu
herkes tarafından ifade edilmektedir. Gerçek bir hukuk devleti oluşturulması
için, başta Anayasa olmak üzere, yasalarda ve uygulamalarda bazı düzenlemelere
ihtiyaç vardır.

 

Kanun devleti demek, hukuk devleti demek
değildir; hukuk devleti, kanunları tabii hukuka, hakka ve adalete uygun olan
devlettir.

 

Tabii hukuk şu dört temel hak üzerine şekillenir:
Doğuştan var olan temel insan hakları, Emek harcanarak kazanılan haklar,
Karşılıklı rıza ile yapılan sözleşmelerden doğan hak ve ödevler, Adaletin gereği
olarak doğan haklar.

 

II. 4. Sosyal
devlet

 

Anayasanın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri
arasında devletimiz “Sosyal Bir Hukuk Devleti” olarak
tanımlanmıştır.

 

Devlet, halka hizmet için vardır. Sosyal devlet, halkın
bütününü gözeten; hizmetlerinde tüm halkın ihtiyaçlarını karşılamayı görev sayan
devlettir. Sosyal devlet, refah ve gelir dağılımı bakımından da, zümrevi ve
bölgesel dengesizlikleri giderecek tedbirlere öncelik verir.

 

Saadet Partisi sosyal hakların elde edilmesini ve
kullanılmasını, milletimizin tüm fertleri için sağlamayı görev
sayar.

 

II. 5. Ahlâk ve
mânevîyat

 

Ahlâk ve Maneviyat en
önde yürüyen bayrağımızdır.

 

Ahlâkî ve manevî değerlere bağlı milletlerin büyük
uygarlıklar kurduklarına, bu değerlerden uzaklaşanların ise güçlerini
yitirdiklerine tarih şahittir. “Yaşanabilir bir Türkiye”, “Yeniden Büyük Türkiye”nin ve
“Yeni Bir Dünya”nın ancak ahlâk, mânevîyat ve adil bir düzen temeli üzerinde
kurulacağına inanıyoruz. Bu nedenle Saadet Partisi olarak, güzel ahlakın
kökleşmesini ve geliştirilmesini toplumsal hayatın sağlıklı bir şekilde
sürdürülebilmesi ve ülke fertlerinin saadete ulaşabilmesi için zorunlu
görüyoruz.


Saadet için zorunlu olan yukarıda belirtilen beş temel
şart ancak “önce ahlâk ve mânevîyat ” prensibi ile
gerçekleşebilir.

 

III. DEVLETİN YAPISI VE HİZMETLERİ

 

 

 

III. 1. Anayasa

 

Saadet Partisi, insanımızın özlemi olan kalkınmış,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, özgür, “Yaşanabilir bir Türkiye” ve “Yeniden Büyük Türkiye”nin
kurulması için, mevcut Anayasanın, insanların temel hak ve özgürlüklerini
uygulamada ortadan kaldırılmayacak ve güvence altına alacak şekilde düzenlenmesi
gereğine inanmaktadır.

 

Bu
nedenle Saadet Partisi, ülkeyi mutlu yarınlara taşıyacak ve demokrasinin temel
ilkelerine, evrensel hukuk normlarına ve insan haklarına aykırı her türlü
uygulamayı kesin olarak önleyecek bir Anayasanın, biran evvel yürürlüğe girmesi
ve uygulamanın Anayasada yazılı esaslara uygun olarak yürütülmesi için her türlü
gayreti göstermeyi temel görev sayar.

 

III. 2.
Yasama

 

Partimiz, getireceği Anayasa değişikliği ile kuvvetler
ayırımını tam olarak tesis edip yasamayı bütünüyle millet iradesine bağlı hale
getirecektir.

 

Yine yapacağımız Anayasa değişikliği ile referandum
müessesesi genişletilecek ve önemli konuların milletin oyuna sunulması
sağlanacaktır.

 

Ayrıca, vatandaştan belli sayıda imza ile gelen
tekliflerin referanduma götürülmesinin yolu açılacaktır.

 

Siyasi partilerin serbestçe ve demokratik kurallara bağlı
olarak çalışmalarını ve seçmen iradesinin Meclis çalışmalarına tam olarak
yansımasını sağlayacak yeni siyasi partiler ve seçim kanunları
hazırlanacaktır.

 

III. 3. İdari
reform

 

Saadet Partisi, Türkiye’nin artık merkeziyetçi, hantal
bir idari yapı ile yönetilemeyeceğine inanmaktadır.

 

Bundan dolayı, mevcut düzenlemeler yeterli olmadığından,
Türkiye’nin, iyi düşünülmüş köklü bir idari reforma ihtiyacı
vardır.

 

Kurumları yerli yerine
koyan, şeffaf, esnek ve dinamik bir işleyişi esas alan, yerel yönetimleri
güçlendiren, onlara inisiyatif veren, her aşamada demokratik denetimi işleten ve
bütün bunları yaparken milletin iradesini öne çıkaran bir idari yapı ve işleyiş
için, başta Anayasa olmak üzere, yasalar ve uygulamalarda değişiklik yapan bir
idari reformu gerçekleştirmek ana hedefimizdir.

 

Bütün özerk kurum, kuruluş ve işleyiş
biçimleri yeniden düzenlenecektir.

 

Milli Güvenlik Kurulu, savunma konusunda, siyasi iktidara
danışmanlık yapan bir kurul haline dönüştürülecektir.

 

Tarihi ve coğrafi şartları itibari ile, barış, huzur ve
adalete dayalı yeni bir dünyanın kurulmasında öncülük yapması lâzım gelen
Türkiye’nin, her türlü dış etken ve baskıya karşı, siyasi, iktisadi ve
teknolojik bakımdan bağımsız bir ülke olması, sadece ülkemiz halkının saadeti
bakımından değil, bütün insanlığın saadeti bakımından da büyük önem
taşımaktadır.

 

Bu
sebeple, ülkemizin her yönden gerçek bağımsız bir ülke olabilmesi için yapılacak
değişiklikleri ve alınması lâzım gelen tedbirlerle ilgili projeleri Hükümete
sunmak üzere bir “Yüksek Bağımsızlık Kurulu” oluşturulacaktır. Bu Kurula bağlı
“Teknolojik Gelişme”, “Ekonomik Gelişme” ve “Siyasi Gelişme” kurulları ile Ülke
ve Milletin âli menfaatleri korunacak, sömürü ve bağımlılıklar önlenecektir.

 

III. 4. Kamu düzeni ve
güvenlik

 

Devletin aslî görevlerinden biri kamu düzenini korumak ve
iç güvenliği sağlamaktır. Bu hizmet yapılırken, insan hakları ve insan onur ve
haysiyetine azami dikkat gösterilmesi esastır.

 

Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması ve
vatandaşlar arasında dostluk ve kardeşliğin geliştirilmesi, huzur ve güven
ortamının tesis edilmesi en önemli önceliğimizdir.

 

Milli, manevî ve ahlâkî değerlerimiz, huzur ve barış
ortamının tesisi ve devamında en önemli dayanağımızdır.

 

Vatanımızın bölünmezliği, milletimizin birliği,
beraberliği ve kardeşliği temel esastır.

 

İç
güvenlik hizmetlerini yürüten birimler tek çatı altında toplanacak, her türlü
donanıma ve imkâna kavuşturulacaktır.

 

 

 

III.5. Milli Savunma

 

Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafya ve tarihsel
gerçekler, kuvvetli bir savunma gücünü zorunlu kılmaktadır. Savunma gücümüzün
üstünlüğünün sadece sayısal üstünlükle değil, aynı zamanda modern silâh ve üstün
teknolojiye sahip araç ve gereçlerle teçhiz edilmiş, en mükemmel şekilde
eğitilmiş, yüksek manevî değerlere sahip bir orduyla mümkün olabileceğine
inanıyoruz.

 

Silahlı Kuvvetlerimizi, ülkemizi her zaman dış tehditlere
ve saldırılara karşı koruyacak caydırıcı bir güç, bölgenin ve dünyanın barışı
için bir teminat olarak görüyor, onun mutlak surette iç politika çekişmelerinin
dışında tutulması gerektiğine inanıyoruz.

 

Silahlı Kuvvetlerin silâh ve teçhizatı, en üst düzeyde
milli kaynaklardan karşılanarak modernize edilecek ve böylece ateş ve tesir gücü
artırılacaktır. Bu yatırımlara paralel olarak asker sayısı ve askerlik süresi
azaltılacaktır.

 

III. 6. Yolsuzlukla
mücadele

 

Yolsuzluk ve rüşvet olayları; aşırı bürokrasi,
şeffaflıktan uzak ve demokratik denetim mekanizmalarından yoksun idari yapı,
rant dağıtan devletçi ekonomik model ve materyalist anlayışı besleyen eğitim
nedeniyle, maalesef ülkemizde, had safhaya ulaşmıştır. Ülkemiz yolsuzlukta,
dünya sıralamalarında en üst noktalarda görülmektedir. Bu durum milletimizin
onurunu zedelemektedir. Ülkedeki geri kalmışlık ve yoksulluğun en
önemli nedenlerinden biri de yolsuzluklardır.

 

Çare, manevî ve ahlâkî değerlerimizin hayata geçirilmesi,
bürokratik idari yapının ıslahı, devlet harcamalarının tümünde şeffaflığın
sağlanması, yine tüm kamu harcamalarında demokratik denetim mekanizmalarının
geliştirilmesi ve işletilmesidir.

 

Saadet Partisi, gerçekleştireceği manevî kalkınma hamlesi
ve getireceği yasal düzenlemeler ve uygulamalarla, rüşvet ve yolsuzluklara son
verilmesini sağlayacaktır.

 

III. 7. Yerel
yönetimler

 

Halkımıza tahakkümü değil hizmeti esas alan Partimiz, yerel yönetimlere özel bir önem
vermektedir. İmkânları ve yetkiyi tüm ülkeye yayacak gerçekçi bir
yerel yönetimler yasasına ihtiyaç vardır. Bu durum, toplumun kendine güvenini
artıracağı gibi, kamudaki hantal işleyişi ve israfı azaltacağından ekonomiye de
önemli katkılar yapacaktır.

 

Halen ülkemizde belediyeler müstakil olarak çalışmakta ve
birbirlerinin imkânlarından yararlanamamaktadırlar. Bu durum birbirine çok yakın
iki belediye arasında bile personel, araç ve kaynak israfına yol açmaktadır.
Küçük belediyeler nitelikli personel ve araç konusunda sıkıntılar yaşarken, yanı
başında bir il belediyesinde personel işsiz, araçlar atıl durumda
bekleyebilmektedir.

 

Büyükşehir ve il merkez belediyeleri, İl sınırları
içindeki bütün ilçe ve beldelere hizmet götürecek şekilde, yeniden
düzenlenecektir.

 

Köylerin ve kırsal alanın hizmetleri, köy yolları dâhil,
“İl Özel İdareleri” ile yeni kurulacak “İlçe Özel İdareleri” tarafından
karşılanılacaktır. Köy muhtarları İlçe Özel İdarelerinin tabiî üyesi olacaklardır.

 

İl
belediyeleri, Büyükşehir belediyeleri gibi, il sınırları içindeki tüm ilçe ve
beldelerin imar, plânlama, alt yapı hizmetlerinin yapılmasından ve koordinasyondan sorumlu olacak, ilçe belediyeleri
ise, ilçe sınırları içindeki tüm köylerin fizikî üst yapı ile çevre, trafik,
koruyucu sağlık hizmetlerinden ve kanunla kendilerine verilen diğer hizmetlerden
sorumlu olacaklardır.

 

Savunma, dış politika, adalet, iç güvenlik, vergi ve
hizmetlerin koordinasyonu gibi genel ve zorunlu hizmetlerin dışında kalan
merkezî idare görevleri, belli bir programla, illere ve mahallî idarelere
devredilecektir.

 

İllere, yatırım ve cari giderleri için genel bütçeden pay
tahsis edilecektir. Bu payın ilde sektörlere, il içi bölgelere, projelere ve
işletmelere tahsisi il genel meclisi tarafından, il bütçesi olarak yapılacaktır.
Uygulama ve denetim mahallinde olacaktır. Merkezî idare genel standartları
belirleyecek ve genel denetim yapacaktır.

 

Birden fazla belediye ve
ili ilgilendiren projelerde yatırım ve işletme safhasında ortak yönetimler
kurulacaktır.

 

Belli hizmetler için, sınırlı sayıda üst seviyede idareci
dışında, illerde çalışan kamu görevlileri, sözleşmeli olarak ve mahallinde
çalışmak üzere istihdam edilecektir.

 

İl
Genel Meclisleri ve Belediye Meclisleri güçlendirilecek, çalışmaları daha etkili
şekilde denetlenecektir.

 

III. 8.
Yargı

 

Yüzlerce yıl birlikte yaşayarak edindiği ve geliştirdiği
ortak değerler ve yaşadığı ortak tarihiyle bu toprakları yurt edinmiş olan
milletimiz, kimsenin hakkının yenmeyeceği, kimsenin çaresiz bırakılmayacağı,
kimsenin horlanmayacağı bir Türkiye istiyor.

 

Bu ülkede herkes kanun
önünde eşittir ve ayrımsız olarak hukukun eşit korumasından istifade eder.

 

Herkesin, uluslararası sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla
tanınan temel haklara aykırı muamelelere karşı, mahkemelere müracaat hakkı
vardır. Yine herkesin, kendisine bir suç isnadı yapıldığında, tam bir eşitlik
içinde, bağımsız ve tarafsız bir mahkemede, hakkaniyetle ve açık bir şekilde
yargılanma hakkı vardır.

 

Hiç
kimse keyfî olarak tutulamaz, alıkonulamaz veya sürülemez. Suç isnat edilen
kişi, savunması için kendisine gerekli bütün imkânların sağlandığı açık bir
yargılanma neticesinde kanunen suçlu olduğu tespit edilmedikçe masum
sayılır.

 

Elbette ki adalet mülkün temelidir. Ne var ki, bugün
ülkemizde insanımız, bir haksızlığa uğratıldığında, hakkının zamanında ve tam
olarak kendisine teslim edileceğinden emin değildir. Bu durum, hukuk devleti
ilkesini zedeler.

 

Mevzuattaki sorunların yanında, özellikle iş hacminin
yoğunluğundan dolayı, ülkemizde yargının çok yavaş işlediği de bir
gerçektir.

 

İnsanlarımız, bu yavaş işleyiş sebebi ile, hak-hukuk,
alacak-borç ilişkilerinde zorlandığında, hukukun yerini alacak kabul edilemez
arayışlara girmek durumunda kalmaktadır.

 

Bu
ülkenin insanları, haklarının yenmeyeceğinden, zamanında ve tam olarak teslim
edileceğinden emin olmalıdırlar. Bu, toplumsal barışın vazgeçilmez koşullarından
birisidir.

 

Saadet Partisi, ülkenin en başta gelen ihtiyaçlarından
birinin yargı reformu olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle, iktidarımızda ilk
sırada ele alacağımız konulardan birisi bu olacaktır.

 

Düşündüğümüz yargı reformunun temel amaçlarının başında
yargı bağımsızlığı gelmektedir. Yargı bağımsızlığından, yargıçların her türlü
etkiden uzak kalarak, kararlarını adil bir şekilde verebilmeleri için gerekli
koşulların hazırlanmasını anlıyoruz. Siyaset ve idare, yargıya karışmamalıdır;
yargının tam bağımsızlığı esas olmakla birlikte, yargının siyasallaşma ve
siyaseti yönlendirme yolu da kapatılmalıdır.

 

Yargı bağımsızlığından söz edebilmek için yargının
yürütmeden bağımsız hale getirilmesi gerekmektedir. Bu yargı erkini
kullananların hiçbir yere bağımlı olmamaları anlamına gelmemelidir. Egemenliği
kullanan üç unsurdan biri olan yargının da, egemenliğin asil sahibi olan millete
bağlı olması gerekir; nitekim kararlarını millet adına
vermektedir.

 

Türkiye’de, mahkemelerdeki oturuş şekli bile, iddia
makamı ile savunmaya eşit davranılmadığını göstermektedir. Bu nedenle mahkeme
salonlarının, savcılar ve avukatların aynı seviyede oturmalarını sağlayacak
şekilde düzenlenmesi gerekir.

 

Yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hızlı çalışmasının
temini, terfi sistemi ile yargıç sorumluluğu ve güvencesinin sağlanması için
yeni çalışmalar yapılacaktır.

 

Bu
meyanda, yargıda görev yapacak bütün personelin yetiştirilmelerine
büyük önem verilecek ve görevin gerektirdiği koşullara sahip olmalarına
özel bir itina gösterilecektir.

 

Yargıya ayrılan bütçe payı yeterli seviyeye çıkartılacak,
kadro sorunları çözülecek ve yargı organlarının yüklerinin makul seviyeye
indirilmesi sağlanacaktır.

 

Adli kolluk kurulacaktır.

 

Özel hukuk davaları için tahkim kurumu genişletilecektir.

 

Usul kanunları, mahkemelerin hızlı çalışmasını sağlayacak
şekilde değiştirilecektir.

 

Sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son
verilecektir.

 

Yargı hatalarının azaltılması için, genel mahkemeler
arasında, ihtisaslaşmayı sağlayacak tedbirler alınacaktır.

 

İstinaf mahkemeleri kurulacaktır.

 

Saadet Partisi iktidarında “İnsan Hakları Mahkemeleri”
kurulacak ve insan hakları ihlalleri bu mahkemeler tarafından ele
alınacaktır.

 

Ceza infaz sistemi de derhal ele alınması gereken önemli
konulardan biridir. Saadet Partisi, ceza infaz kurumlarının, sadece alınan
cezanın gerektirdiği kadar kısıtlayıcı tedbirlerin uygulandığı yerler olduğuna;
tutuklu ve hükümlülerin diğer haklarının asla kısıtlanamayacağı ilkesine
inanmakta; insancıl bir ceza infaz rejimini istemektedir. Bu nedenle
iktidarımızda, fizik koşulları, mevzuatı, uygulamaları ve sivil denetimi ile,
insan onuruna yakışan bir ceza infaz sistemi için gerekenler
yapılacaktır.

 

III. 9. Eğitim ve öğretim

 

 

 

Herkesin eğitim hakkı
vardır. İlk ve temel öğretim parasızdır. İlköğretim mecburidir. Teknik ve
mesleki eğitimden herkes istifade edebilmelidir. Yüksek öğretim liyakatlerine
göre herkese tam eşitlikte açık olmalıdır.

 

Eğitim insan kişiliğinin tam gelişmesini, insan hakları
ve temel özgürlüklere saygının kuvvetlenmesini sağlayıcı nitelikte olmalıdır;
tüm insanlar ve gruplar arasında anlayış, hoşgörü, dostluğu ve barışı teşvik
etmelidir.

 

Partimiz eğitim, öğretim ve terbiye konusunu, demokrasi,
insan hakları ve özgürlüklerin değer olarak yükseldiği, bunun yanında
uluslararası rekabetin alabildiğine hızlandığı bu çağda, ihtiyaç duyulan insan
kaynaklarını en iyi şekilde yetiştirme gayesine yönelik olarak ele
alacaktır.

 

Eğitim ve öğretimde insanların sadece bilgi ve
becerilerle donatılması yeterli değildir; insanlara bazı yüksek değerlerin de
kazandırılması gerekir. O nedenle biz, eğitim ve öğretimin terbiye boyutunu da
önemsiyoruz.

 

Siyasi ve ideolojik mülâhazalarla sürekli müdahale edilen
eğitim sistemimiz, artık başlı başına bir sorun haline gelmiştir. Kalite düşmüş,
eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalkmış, hatta birçok gencin eğitim hakkı
elinden alınmıştır. Üniversiteler bilim üreten ve yayan kurumlar olmaktan
çıkmıştır. Yaşama biçimi bile dayatmanın aracı haline
getirilmiştir.

 

Bilimi, bilimsel araştırma ve yayınları bile çeşitli
bahanelerle potansiyel bir tehlike olarak gören ve bunun için kısıtlamalar koyan
anlayışla, ülkenin önünün açılması ve uygarlık seviyesinin yükseltilmesi mümkün
değildir.

 

Bu
anlayışı değiştirmek zorundayız; çünkü özgürlüğün bulunmadığı bir ortamda,
bilginin üretilmesi mümkün olmadığı gibi, bilgi ve teknoloji üretmeyen
toplumların, bilgi çağında ayakta durmaları da mümkün
değildir.

 

Yeni kuşaklar, özgüven duygusuna sahip, inisiyatif
kullanabilen, kendi toplumunun tarihi birikiminden ve imkânlarından haberdar
olan, küresel gerçekleri bilen, evrensel anlayış ve değerlere aşina, milli ve
ahlaki değerlerle bezenmiş şekilde yetiştirilmezse, milletin özlemlerini
gerçekleştiremeyiz.

 

Bu
nedenle Saadet Partisi, ilmî gereklere uygun bir eğitim reformunu programına
almaktadır.

 

Bilim, araştırma, eğitim ve öğretim serbesttir. İnsan
haklarına ve Anayasaya aykırı olmayan her düzeyde ve alanda eğitim ve öğretim
kurumlarının açılması serbest olacaktır.

 

İnsan haklarına ve inanç esaslarına aykırı olarak konmuş
sun’i engeller ortadan kaldırılacak, İmam-Hatip Lisesi ve meslek Okulu
mezunlarının diledikleri fakülteye girmelerini engelleyici, eşitliğe aykırı
uygulamalara son verilecektir.

 

Eğitim kurumlarında insan hakları ve demokrasi ile din
kültürü ve ahlâk dersleri okutulması zorunlu olacaktır.

 

Zorunlu eğitim ve öğretim 5+3 şeklinde kademeli olacak,
zorunlu eğitim bir geçiş döneminden sonra 11 yıla
çıkarılacaktır.

 

Zorunlu eğitimin ikinci ve üçüncü kademesi mesleki ve
teknik eğitime geçişi kolaylaştıracak şekilde programlanacaktır. Yüksek öğretime
geçişte fırsat eşitliği ilkesi esas olacaktır. Mesleki ve teknik eğitim ile
çıraklık eğitimi ve meslek edindirme kursları
geliştirilecektir.

 

Din eğitimi, 18 yaşına kadar velilerin, 18 yaşından sonra
bireylerin kendi isteğine bağlı olarak her kademede serbest
olacaktır.

 

Devlet, ilk ve orta öğretimde müfredatları belirlemek,
standartları koymak ve denetlemekle yükümlü olacaktır.

 

Üniversitelerin aslî görevi olan bilgi üretme ve yayma
işini sağlıklı bir şekilde yapabilmeleri için özgür bir ortam ve işleyen bir
idari yapı sağlanacak ve kaynak sorunları çözülecek, köklü bir yüksek öğretim
reformu yapılacaktır.

 

Yüksek öğretim kuruluşları açmak serbest olacaktır.
Devlet, yüksek öğretimle ilgili plânlama yapmak, standartları belirlemek, yüksek
öğretim kurumlarının faaliyetlerinin kanunlara uygunluğunu denetlemekle yükümlü
olacaktır.

 

YÖK kaldırılacak, yerine yüksek öğretim konusunda devlete
düşen görevleri ve üniversiteler arasındaki koordinasyonu sağlamak üzere, bir
üst kurul oluşturulacaktır.

 

Özürlülerin eğitimine önem verilecek, bunun için kurumlar
geliştirilecek ve desteklenecektir.

 

Yüksek zekâlı çocukların tespiti ve özel eğitim almaları
sağlanacaktır.

 

Halk eğitimine önem verilecek; bu konuda sivil toplum
kuruluşları ve yerel yönetimlerin önündeki engeller kaldırılacaktır.

 

III.
10. AR-GE ve İleri teknoloji

 

Araştırma ve geliştirme faaliyetleri olmadan medeniyet
yarışını sürdürmek ve insanlığa daha yararlı olmak mümkün değildir.

 

Partimizin iktidarında AR-GE çalışmaları desteklenecek ve
ileri teknoloji üretilmesi için üniversitelerle iş dünyasının birlikte
çalışmaları sağlanacaktır.

 

Hayatın her alanında, bilgi üreten ve teknoloji
geliştiren ülke haline gelebilmek için, bütün imkânlar seferber edilecektir.
Aynı zamanda yurt dışına giden beyin göçünü durdurmak ve gidenleri geri getirmek
için gerekli tedbirler alınacaktır.

 

AR-GE ve ileri teknolojide hedef, diğer dünya ülkelerinin
önüne geçmektir. Böylece hakkın ve insanlığın saadetinin savunulabilmesi mümkün
olabilecektir.

 

III. 11.
Kültür

 

Milletimiz asırlar boyu,
ahlâk ve maneviyata dayanan kültürü ile, bütün insanlığa ışık tutmuş, en üstün
medeniyetleri kurmuş ve bütün insanlığın saadetine paha biçilmeyecek derecede
büyük katkılarda bulunmuştur. Bu gün de bütün insanlık, yeryüzünde âdil bir
düzenin kurulması için, milletimizin öncülük yapmasını
beklemektedir.

 

Saadet Partisi, bir yandan bu sorumluluğunun bilincinde
olarak, diğer yandan da Türkiye’nin uluslararası konumunun güçlendirilmesi,
vatandaşları mutlu ve müreffeh bir ülke haline gelmesi için, milli, ekonomik ve
sosyal politikalarla birlikte, milletimizin değerlerini ortaya çıkaran, temeli
ahlâk ve maneviyata, nefsin terbiyesine ve hakkın üstün tutulmasına dayanan,
yeni, örnek ve üstün bir medeniyetin kurulmasını sağlayacak bir kültür hamlesini
gerçekleştirmeyi en önemli görevleri arasında saymaktadır.

 

Saadet Partisi, Türkiye’nin kalkınmasının, kültür ve
sanatın gelişmesinin ancak özgür bir ortamda olacağına inanmaktadır. Bu nedenle
biz, güdümlü demokrasi yerine, gerçek demokrasiye geçişi, insan hakları ve
özgürlüklere dayalı, kaba kuvveti değil hakkı üstün tutan, âdil bir düzenin
tesis edilmesini her konunun önünde ve her şeyden önemli
sayıyoruz.

 

Kültür ve sanat faaliyetleri, bireylere ve sivil topluma
ait alan olarak, kamusal koruma altında olacaktır.

 

Milli kültürümüzü temsil eden tarihî eserlerimizin
korunması ve ihyası için gereken her türlü önlem alınacaktır.

 

III. 12.
Turizm

 

Türkiye’nin doğal güzelliklerini, zengin tarihî ve
kültürel mirasını tüm insanlıkla paylaşmak, insanlar arasında dostluğun ve
kardeşliğin gelişmesine hizmet etmek için, turizm faaliyetlerinin serbest piyasa
kuralları içerisinde gelişmesini sağlayacak gerekli düzenlemeler yapılacaktır.
Bunun aynı zamanda ülke ekonomisine önemli katkıları olacağı
açıktır.

 

Turizmde ayrıca ülkemizi ziyarete gelen misafirlere,
milletimizin asırlar boyu insanlığa ışık tutan değerlerinin tanıtılmasına da
önem verilecek ve böylece turizmin her yönüyle hızla gelişmesine katkıda
bulunulacaktır.

 

III. 13. Çalışma
hayatı

 

Çalışma hayatında barış, kardeşlik, işbirliği ve
karşılıklı hakların korunması ve verimlilik esas olmalıdır.

 

İşyeri çalışma koşullarının uluslararası normlara, sağlık
koşullarına sahip ve insan onuruna yaraşır şekilde olmasının sağlanması ve
denetlenmesi devletin görevleri arasındadır.

 

İktidarımızda herkes, işini serbestçe seçecek, âdil ve
uygun çalışma koşullarına sahip olacak; herkese, hiçbir fark gözetilmeksizin,
eşit çalışma karşılığında eşit ücret hakkı sağlanacak ve çalışana hakkı, alnının
teri kurumadan verilecektir.

 

Bütün diğer hak ve özgürlüklerde olduğu gibi, sendikal
haklar alanında da olumsuz uygulamalar yaşanmaktadır. İktidarımızda, adalet,
güvenlik, temsili görevler ve idarenin üst düzey görevlileri hariç, işçi memur
ayırımı yapılmadan, tüm kamu çalışanlarına toplu sözleşme ve grevli sendika
kurma hakkı verilmesini sağlayan düzenlemeler yapılacaktır.

 

Çalışma hayatında kadınlar ve engelliler için özel
tedbirler alınacaktır.

 

III. 14.
Engelliler

 

Saadet Partisi olarak en
önemli özelliklerimizden birisi, engelli vatandaşlarımıza yapılacak olan
hizmetleri göstermelik ve yapıyor gözükmek için değil, insani ve manevî
değerleri önde tutmamız, dolayısıyla özümseyerek yapmamızdır.

 

Bu hususta, bütün Türkiye
sathındaki yaygın organizasyonlarla, yine her sahayı içine alan plân ve
programlarla, bu güne kadar ihmal edilmiş olan hizmetlerin süratle yerine
getirilmesine özel bir önem verilecektir.

 

Engellilerin, toplumun
önemli ve saygıdeğer bir bölümünü teşkil ettikleri göz önünde bulundurularak,
çalışacakları iş sahalarının hazırlanması, insanca yaşama şartlarına
kavuşturulmaları, her türlü tesis ve alt yapıda kendileri için gereken
yatırımların yapılması için özel bir çaba sarfedilecektir. Ayrıca, engellilerin
ihtiyaç duydukları her türlü alet ve gerecin, külfetsiz bir şekilde karşılanması
için kolaylık sağlanacak; bunları üreten ve ihraç eden tesislerin kurulması ve
gelişmesi teşvik edilecektir.

 

Başta ibadethaneler olmak
üzere, binalara kolayca girmeleri, ibadetlerini yapmaları, hutbe ve vaazlardan
yararlanabilmeleri için gereken her türlü tedbirin alınmasına ve koşulların
sağlanmasına da özel bir itina gösterilecek; engellilerle ilgili hizmetlerin,
yurt çapında aksamadan yürütülmesi için, denetleme ve izleme çalışmalarına da
önem verilecek ve gereken her türlü tedbir alınacaktır.

 

Engellilerin Doktora
yapmaları dahil, en yüksek seviyede eğitim görmeleri ve sonradan da çalışarak
hizmet etmeleri için gereken tedbirlerin alınmasına gereken önem
verilecektir.

 

III. 15. Sosyal
güvenlik

 

Sosyal güvenlik temel bir
insan hakkıdır. İnsan yeryüzüne burada geçireceği süre içerisinde ihtiyaçlarını
karşılayabilecek imkânlar, yetenekler ve toprak, hava, su ve güneş gibi nimetler
sunularak gönderilmiştir.

 

Nimetler tüm insanlar için yaratılmıştır. İnsan bu
nimetlerden emeğini ve yeteneklerini kullanarak yararlanmaya ve ihtiyaçlarını
karşılamaya çalışır.

 

Bu
imkânlardan yararlanamayan işsiz, fakir, yoksul, düşkün kimselerin sosyal
güvenlikten pay almaları ve yeterince faydalanabilmeleri
sağlanacaktır.

 

Bu
payın adil dağıtılması sosyal güvenlik anlayışımızın temel dayanağını
oluşturmaktadır..

 

Bireysel alanda yapılan yardımlaşma elbette ki çok
saygıdeğer bir insani erdemdir; insani amaçlarla yardım yapmak, bağışta
bulunmak, bireyin hakları arasında olup sosyal güvenliğin önemli
unsurlarındandır; engellenmemesi ve teşvik edilmesi gerekir.

 

Ayrıca bireysel ve kamusal alan dışında, sosyal güvenliği
ilgilendiren çok geniş bir sivil alan bulunmaktadır. İnsanlar gerek dernek
kurarak ve gerekse tarihimize damgasını vuran vakıf müessesesi aracılığı ile
sosyal güvenlik hizmetine katılabilmelidir, katılmışlardır da. Bu alanda da
engel çıkarılmamalıdır. Çünkü bütün bu organize faaliyetler, bireylerin ve
toplumun sağlıklı bir şekilde gelişmesine hizmet edecektir.

 

Bu
organizasyonların en üst düzeyde olanı şüphesiz ki devlettir. Devletin temel
meşruiyet dayanağı, insan haklarının korunması ve elde edilir olmasını sağlamak
olduğundan, sosyal güvenliğin tesis ve temini de devletin asli görevleri
arasındadır.

 

Bir
ülkede sosyal güvenliği kâmil manada işler hale getirebilmek için, önce temel
hak ve özgürlüklerin teminat altına alınması gerekir. Eğer sosyal güvenliğin
bireysel ve sivil alanı görmezden gelinir, hatta engellenerek işlemez hale
getirilirse, sadece kamusal alanda yapılacak düzenlemeler ve getirilecek
müeyyidelerle bu önemli mesele çözülemez.

 

Ülkemizde sosyal güvenliğin görünmez bir tarafı vardır
ki; o da milletimizin kültüründen ve inancından beslenen aile yapımızdır.
Yıllardır eğitim sistemimiz milli ve manevî değerlerimizden uzak bir aile
modelini özendirmeye gayret etmiştir. Buna karşı direnen milli aile yapımız,
yaşlısına, engellisine, yoksuluna sahip çıkmakta, aile fertleri arasında diğer
toplumları kıskandıracak düzeyde bir dayanışma ve yardımlaşma sergilemekte;
beceriksiz hükümetler eliyle sık sık düşürüldüğü ekonomik krizlerin oluşturduğu
sosyal patlamaları sinesinde söndürebilmektedir. Bu milli aile yapısı, benzer
yardımlaşma ve dayanışmayı komşuluk ilişkilerinde de
göstermektedir.

 

Belirttiğimiz bu inanç ve
kültür yapımızın, kurmaya çalıştığımız sosyal güvenliğin sigortası olduğuna
inanıyoruz. Tarihimizde vakıflarla temayüz eden bu yapımızı göz bebeğimiz gibi
korumalı ve gelişmesi için elimizden geleni yapmalıyız. Çünkü kurulan sistemler
her an krize girebilir, çökebilir. Bu gün çok güçlü ekonomilere sahip olan
ülkeler bile sosyal güvenlik sistemlerini çalıştırmada zorlanmaktadırlar. Bu
durum vakıfların ne kadar önemli olduğunun açık bir
göstergesidir.

 

Herkesin sürdürülebilir bir yaşam için geçim, barınma,
sağlık ve eğitim giderlerini karşılayacak sosyal güvenliğe sahip olma hakkı
vardır.

 

Bu
alanlarda ve eğitimin her kademesinde, sosyal güvenlikten yararlanmak için
kamusal desteğe ihtiyacı olan herkese doğrudan destek
verilecektir.

 

Bu
amaçla “Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu” oluşturulacak ve bu kurulda kamu ve sivil
toplum kuruluşları yer alacaktır.

 

“Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu”nun en önemli ve öncelikle
görevi, bütün yurt sathındaki muhtaç ve düşkünleri, mahalli şartları yakinen
tanıyan, güvenilir görevlilerin yardımıyla tespit etmek ve bunların insanca
yaşamaları için gerekli imkânları temin etmek olacaktır. Böylece 75 milyonluk
ülkemizde, aç–açık tek kimsenin kalmaması devlet anlayışımızın
temelini teşkil etmektedir.

 

Emeklilik ve sağlık sigortaları birbirinden ayrılacak;
bütün sosyal güvenlik kuruluşları tek çatı altında
toplanacaktır.

 

Kişilerin, emeklilik sigortası ile yapacağı serbest
sözleşmeyle, emeklilik yaşını belirlenmesini sağlayacak yasal düzenlemeler
yapılacaktır.

 

III. 16.
Sağlık

 

Ülkemizde birçok alanda olduğu gibi sağlıkta da büyük
sorunlar mevcuttur. Sağlık hizmetlerinden herkes yeteri kadar istifade
edememektedir. Partimiz, sağlık hizmetlerinden herkesin eşit olarak
yararlanmaları için gerekli düzenlemeleri yapacaktır.

 

Genel sağlık sigortası uygulamasına geçilecek, özel
sağlık sigortalarından sigorta hizmeti satın alınacak, sağlık sigortası olmayan
tek kişi bırakılmayacaktır. Sağlık sigortası primini ödeme gücü olmayanların
primleri “Sosyal Güvenlik Yüksek Kurulu” tarafından
karşılanacaktır.

 

Sağlık sigortası bilgileri tek merkezde toplanarak
mükerrer sigorta uygulaması önlenecektir.

 

Vatandaşların hayatı ve sağlığı devletin teminatı
altındadır.

 

 

 

Sağlık hizmetleri, sağlık bakanlığı, yerel yönetimler,
vakıflar ve özel sektör tarafından verilecek; özel sektör ve vakıflar, sağlık
yatırımları yapmaları için teşvik edilecektir. Özel sektörün ve vakıfların
hizmet götüremediği yerlerde kamu ve yerel yönetimlerin hizmet vermesi
sağlanacaktır.

 

Tüm yurtta aile hekimliği sistemine geçilecek;
oluşturulan kademelere uyulmak koşuluyla, herkes hastane ve hekim seçme hakkına
sahip olacaktır.

 

Sağlık Bakanlığı, personel, yönetim, organizasyon ve
hizmet sunumu bakımından politikalar geliştirme, plânlamalar yapma, standart
koyma ve denetleme görevi yapacaktır. Bakanlık özel sektör, vakıf ve yerel
yönetimlerce yeterince sağlık hizmeti verilemeyen yerlere sağlık hizmeti
götürmekle yükümlü olacaktır.

 

Koruyucu sağlık hizmetlerine büyük önem verilecek ve bu
hizmetler bakanlık ve yerel yönetimlerce yerine
getirilecektir.

 

III. 17.
Aile

 

Evlilik çağına gelen her erkek ve kadının evlenme ve aile
kurma hakkı ve görevi vardır. Evlilik akdi ancak kadın ve erkeğin serbest ve tam
rızası ile yapılır.

 

Aile, toplumun doğal ve temel unsurudur. Ve ayrıca aile,
inancımız ve milli kültürümüze göre, saadetin de temel unsurudur. Saadet Partisi
olarak, parti adımızın da ifade ettiği gibi, temel gayemiz, bütün ülke
insanlarının ve bütün insanlığın saadetidir. Bu sebepten dolayı, toplum ve
devlet aileyi korumakla mükelleftir. İnanıyoruz ki, bu korumanın bütün
tedbirlerini almak ve teşvik etmek toplum ve devlet olarak ana görevimizdir. Bu
inanışın aksine olan uygulamalar, yıkıcı tahrik ve teşvikler, insan hakları ve
hukuk çevresi içerisinde önlenecektir.

 

Geçmişle gelecek arasında köprü olan aile, kültürümüzün,
kimlik ve kişiliğimizin oluşması ve yaşatılmasında en etkili kurumdur. Ailenin
korunması, bölünmemesi ve geliştirilmesine yardımcı olmak tüm kurum ve
kuruluşların görevidir.

 

Bu nedenle Partimizin sosyal ve ekonomik politikalarının
şekillenmesinde temel unsur aile olacaktır. İktidarımızda, evlilik ve aile
kurumu her yönü ile teşvik edilecek ve desteklenecektir.

 

Modernleşme ile beraber gelen sanayileşme, kentleşme ve
değişen gündelik yaşam, etkisini en çok aile kurumu üzerinde göstermiştir.
Günümüz toplumunda, dış güçlerin plânlı etkileriyle, bireyselliğin öne
çıkarılması aileyi tehdit eden sonuçlar doğurmuştur.

 

Bugün gelişmiş batılı toplumların en başta gelen sosyal
problemleri, ailenin parçalanması, insanların büyük kısmının yalnız yaşamak
zorunda kalması, çocukların ana-baba ihtimamından yoksun bırakılmaları, aile
fertleri arasında güvensizlik ve yalnızlığın getirdiği ruhsal
rahatsızlıklar, şiddet ve intihar eğilimleri, alkol ve madde
bağımlılığı ve nüfusun gittikçe azalması gibi sorunlardır.

 

Bu sebepten dolayıdır ki, batılı ülkeler ve uluslararası
kuruluşlar; ailenin korunması ve sorunlarının giderilmesi için programlar
yapmakta, bütçelerinden önemli ölçüde paylar ayırmaktadır.

 

Muharref kitaplara dayanan medeniyetlerin temeli, yanlış,
hatalı ve yetersiz olduğu için, Batı, ailenin korunması görevini yerine
getirememektedir. Ailenin korunması, bütün tarihin ispat ettiği gibi, ancak
bizim milletimizin manevî değerlerinin rehber alınması suretiyle mümkündür.

 

Bizim, toplum ve millet olarak, bu büyük avantajımıza
mukabil, bir yandan dış güçlerin hedefi olmamız dolayısıyla, üzerimizde
oynadıkları manevî tahribat oyunları yüzünden, diğer yandan da ekonomik olarak
bizi aç, işsiz ve borca esir bir toplum haline getirme gayretleri sebebiyle,
bizde de son yıllarda aile tahribatı görülmemiş bir hızla artmaktadır.

 

Partimiz, uygulayacağı manevî ve ekonomik kalkınma
politikalarıyla, bir yandan aile yapısının temelini sağlamlaştıracağı gibi,
diğer yandan da reel sektöre ve istihdama önem vererek, işsizlik sorununu
azaltırken uygulayacağı sosyal politikalarla da, yoksullukla mücadele etmek
suretiyle, aile yapısının korunmasına katkıda bulunacaktır.

 

Özürlü çocuklarına ve yaşlılarına kendileri bakan
aileler, vergi indirimi ya da doğrudan yardımlarla, desteklenecektir. Ayrıca bu
ailelere, çocuklarının eğitimi ve rehabilitasyonu için kurumsal yardımların
yapılması sağlanacaktır.

 

Aile ile ilgili ele alınması gereken konulardan biri de,
kadınların toplumsal konumu ve haklarıdır. Hem kentte hem de kırsal kesimde
kadının en önemli sorunu, işi ile ailesi arasında yaşadığı ikilemdir. Kadının
çalışarak aile bütçesine katkıda bulunması ve kendisini geliştirmesinin bedeli,
çocuklarını ve ailesini ihmal olmamalıdır. Partimiz çalışma hayatında, kadının
annelik ve aile sorumluluğunu da yerine getirebilecek düzenlemeleri
yapacaktır.

 

Artan geçim sıkıntısı, zayıflayan aile bağları ve manevi
değerlere bağlılığın gerilemesi neticesinde sayıları giderek artan
sokak çocukları ülkemizin en büyük ayıplarından ve problemlerinden biridir.
Ülkenin bu ayıptan kurtarılması için gerekli tedbirler
alınacaktır.

 

Toplumda meydana gelen olumsuzluklar aile büyüklerini de
etkilemektedir. Bu gelişmeler dikkate alınarak yaşlıların daha iyi bir yaşam
düzeyine ulaşma imkânlarını sağlayacak düzenlemeler yapılacaktır.

 

Fakat bu sosyal problemin temel çözümü, bizim milli
esaslarımızın kabul ettiği ve asırlar boyu yaşattığı, torunları, büyük anne ve
büyük babaları içine alan “geniş aile sistemidir”

 

Milletimizi ve sosyal yapımızı, dış güçlerin çeşitli
etkinliklerle (medya, sinema vs.) bize aşılamak istediği, karı-kocadan ibaret
kendi “çekirdek aile” hastalığından korumak için gereken tedbirler özenle
alınacaktır.

 

III. 18. Gençlik

 

Gençlik bir milletin geleceğidir. Gençliğin ahlâklı,
bilgili, sağlıklı yetişmesi ve hayata hazırlanması için tüm kurum ve kuruluşlar
hizmet verecektir. Ayrıca bunun için, sivil toplum kuruluşları da teşvik
edilecektir.

 

Devlet, kamusal desteğe ihtiyaç duyan her gence eğitimin
her kademesinde yeterli desteği sağlayacaktır. İktidarımızda eğitimden yoksun
hiçbir genç kalmayacağı gibi, eğitim sisteminde yapılacak değişiklikler ile,
gençlerimizin milli ve manevî değerlerimize bağlı olarak yetişmeleri sağlanacak
ve en az eğitim kadar terbiyeye de önem verilecektir.

 

Saadet Partisi, gençliği ülkenin teminatı olarak
görmektedir. Her alanda gençliğin dinamizminden yararlanmak gerektiğini
düşünmekteyiz. Bu nedenle seçilme yaşı 25’e indirilerek bu dinamizm siyasete
taşınacaktır.

 

Tecrübesizlikleri ve merakları bazen gençleri
kendilerinin de istemedikleri bir takım alışkanlıklara sürüklemektedir. Sigara,
alkol, bağımlılık yapan çeşitli ilaçlar ve kimyasal maddeler, uyuşturucu ve
uyarıcılar, kumar, pornografi vs.nin hedef kitlesi gençliktir. Gençlerin kötü
alışkanlıklardan korunması için gerekli her türlü önlemlerle birlikte, gençlerin
aile içinde kalarak milli ananelerimize bağlı gençler olarak yetişmelerini
sağlayacak bütün tedbirler alınacaktır.

 

III. 19. Spor

 

Genç nüfusumuzun çokluğuyla spor dallarında kazandığımız
uluslararası başarılar doğru orantılı değildir. Partimiz, spor faaliyetlerine
gerekli önemi verecektir. Bu amaçla spor için gerekli alt yapı hazırlanacaktır.
Sporun yaygınlaşması ve halkımızın sporu seyreden değil, sporu yapan topluluk
haline dönüşmesi için mevzuattan ve bürokrasiden kaynaklanan engeller
kaldırılacak, spor alanında faaliyet gösteren, başta spor klüpleri olmak üzere,
kuruluşlar ve sporcular teşvik edilecektir.

 

Geleneksel sporlarımızın yeniden ihya edilmesi için
ulusal ve uluslar arası organizasyonlar desteklenecektir.

 

III. 20. Yurtdışında Bulunan
Vatandaşlar

 

Saadet Partisi, ülke dışındaki vatandaşlarımızın
bulundukları ülkelerde her türlü haklarının korunması ve geliştirilmesi için
devletin hizmetini insanlarımıza ulaştıracak, sahipsiz kalmalarını önleyecek ve
Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olmanın haklı onurunu, tüm insanlarımız gibi,
yurtdışındaki insanlarımıza da yaşattıracaktır.

 

Yurt dışında temsilcilikler açarak, oralarda yaşayan
yurttaşlarımızın her türlü sorunları ile yakından ilgilenecek çalışmalar
yapacağız.

 

Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın ülkenin yönetiminde
söz sahibi olmalarını sağlayacak seçim mevzuatı düzenlemesi yapılacaktır.

 

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ve aynı tarihî
köke sahip insanların bulundukları ülkelerde kendi değerlerinden
uzaklaştırılarak asimile edilmelerine karşı, gereken tedbirler alınacak; her
türlü maddî ve manevî destekle, bunların yaşadıkları toplumda örnek birer insan
olmaları için, gerekli çalışmalar yapılacaktır.

 

III. 21.
Çevre

 

Yeryüzü ve çevredeki her şey bize bir emanettir. Biz, bu
emaneti koruyarak ve geliştirerek bizden sonraki nesillere intikal etmesini
sağlamakla sorumluyuz.

 

Özenli bir plânlama ve yönetim ile, dünyanın doğal
kaynakları, hava, su, toprak, bitki örtüsü ve canlıları, özellikle de doğal eko
sistemleri korunmalıdır.

 

Kalkınma ve sanayileşme çabalarını sürdüren ülkemizde
ciddi çevre sorunları vardır. Ülke genelinde erozyon, çarpık kentleşme ve buna
bağlı altyapı sorunları yoğun olarak yaşanırken, özellikle batı bölgelerimizde,
sanayileşmeden kaynaklanan çevre kirlenmesi tehlikeli boyutlara ulaşmıştır.
Ülkemizin büyük bir bölümünde bitki örtüsü ve ormanlar azalmaktadır.

 

Doğal çevre ile uyumlu ve sürdürülebilir bir kalkınma,
partimizin başlıca hedeflerinden biridir.

 

Saadet Partisi, üretim ve
tüketimde insan ile doğa arasındaki dengeyi, insan sağlığını ve doğal dokunun
korunmasını esas alan çevre politikalarını özenle uygulayacaktır. Bu
politikaların temeli eğitim olacaktır; her kademede çevre bilincinin
geliştirilmesi için eğitim programları hazırlanacaktır.

 

Çevre konusunda uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum
kuruluşları ile işbirliğine gidilecek, yerel yönetimlerin etkin kılınmasına
imkan sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.

IV. EKONOMİ

 

Saadetin temel şartlarından birisi de refahtır. Refah;
insanların ihtiyaçlarının kolay ve bol bir şekilde karşılanmasıdır. Bu ise
ekonomik gelişmişlikle mümkündür.

 

Türkiye’nin mevcut ekonomik durumu, ne yazık ki
milletimizin özlediği ve ulaşmak istediği tablodan çok
uzaktır.

 

 


Cenab-ı Hakk’ın ülkemize
verdiği nimetlere rağmen bu günkü durum yürekler acısıdır. Ülkede kişi başına
milli gelir, ekonomik bakımdan gelişmiş ülkelerin onda biri düzeyindedir.
İşsizlik ve gelir dağılımındaki adaletsizlik artmaktadır. İç ve dış borçlar
artmakta, anapara ve faiz ödemeleri borçla yapılmaktadır. Toplanan vergilerin
önemli bir kısmı faiz ödemelerine gitmektedir.


Sonuç olarak, Cenab-ı
Hakk’ın en büyük nimetlerine mazhar, çalışkan ve genç nüfuslu bir millet ve ülke
olmamıza rağmen, halkımız açtır, işsizdir ve borca esir edilmiştir. Çünkü,
ekonomimizi dış güçler, milli menfaatlerimize aykırı olarak kendi hedeflerini
gerçekleştirmek için, yönetmektedirler. Bu durum Milli Görüş’ten ayrılmanın
tabii sonucudur.

 

IV. 1. Teşhis


Bir süreden beri
Türkiye’de uygulanan ekonomik politika, ırkçı emperyalizmin finans
kapitalizminin Türkiye’ye bütün müesseseleri ile yerleştirilmesidir. Bu da rant
ekonomisi demektir.


Bugünkü ekonomik yıkımın sebebi rant ekonomisidir. Rant
ekonomisinin oluşumunun temel sebebi; küçük bir rantiye gurubunun, sermaye ve
medya gücü ile, siyasette ve bürokraside etkin olması ve bu suretle toplum
aleyhine haksız menfaat sağlamasıdır. Diğer bir ifade ile, ülkemizde âdil bir
ekonomik düzen mevcut değildir. Herkes ürettiği kadar tüketme hakkına sahip
olmayıp, ufak bir azınlık hiç üretmeden üretenlerin haklarını haksız olarak
ellerinden almaktadır.


Rant ekonomisinin temel özellikleri
şunlardır:


-Vergi, zam, faiz, düşük ücret ve düşük taban fiyatları
vasıtasıyla, halkın sahip olduğu bütün imkânlar elinden
alınmaktadır.


-Kur, faiz oranları ve enflasyon politikaları
vasıtasıyla, halkın imkânları iç ve dış rantiye gruplarına
aktarılmaktadır.


-Kamu kesimi borçlanma gereğinin en üst düzeyde tutulması
ve bunun yüksek reel faizli iç ve dış borçlanmalarla karşılanması suretiyle,
halkın ve devletin imkânları rantiye grubuna aktarılmaktadır.


-Reel yüksek faiz ve yanlış kur politikası sonucu,
tüketim malı ve ara mali ithalatı artmakta, buna mukabil, ihracatın ithalattan
daha az artması neticesinde, dış ticaret açığı büyümektedir. Bunun sonucu olarak
da büyük bir cari açık ortaya çıkmaktadır.


-Giderek büyüyen cari açığın sıcak para ile karşılanması
neticesinde, ekonomi dış müdahalelere açık hale gelmekte ve sürekli kriz
tehdidine maruz kalmaktadır. Böylece iç ve dış borçların sürekli artmasıyla ülke
kaynakları faize akmaktadır.


-Yanlış kur politikaları neticesinde ithalat cazip hale
gelmekte, ihracat giderek zorlaşmakta, yerli üretim ve yeni yatırımlarda
gerileme olmakta ve neticede işsizlik artmaktadır.


-Artan işsizlik ücretlerin azalmasına sebep olmakta,
işsizlik ve düşük ücretli kayıt dışı istihdam sonucunda gelir dağılımı
adaletsizliği tahammül boyutlarını zorlamakta ve böylece sosyal patlama riski
artmaktadır.


-Özelleştirme adı altında, milletin tasarrufları ile
oluşturulmuş milli kuruluşlar şaibeli bir şekilde IMF talimatları doğrultusunda
yabancı ve yerli tekellere haraç mezat satılmakta, bunun neticesinde ülke
ekonomisinin bel kemiği durumundaki tesisler, güvenlik ve savunmamızla ilgili
sektörler, topyekun küresel sermayenin eline teslim edilmektedir. Bu yapılan
özelleştirme değil, ülkeyi ve ülke ekonomisini yabancılara teslim
etmektir.


-Ülke toprakları, köy arazileri dahil, kontrolsüz bir
şekilde yabancılara satılmaktadır.


-Ekonominin yönetimi, İMF ve Dünya Bankası aracılığı ile,
küresel sermayeye terkedilmiş durumdadır. .


Rant ekonomisi düzeninde, ülke kaynaklarının rantiye
grubuna aktarılması için başka yöntemler ve yollar da kullanılmaktadır. Bunlar:


-Merkez bankasının bankaları fonlaması ve repo
işlemleri,


-Kamu kurumu ve kuruluşlarının paralarının ve
gelirlerinin özel bankalara düşük faizle yatırılması,


-Kamu kurum ve kuruluşlarının finansman ihtiyaçlarının
özel bankalardan ve yüksek faizlerle karşılanması,


-Kamu bankalarının döviz tevdiat hesaplarının yurt dışı
şube ve muhabir bankalara aktarılması ve bunların düşük faizle özel bankalara
intikal ettirilmesi,


-Özelleştirme, kiralama ve ihale
yolsuzlukları,


-İsraflar ve atıl yatırımlar;


-Devlet yatırımlarının çok uzun yıllara sari olarak
yürütülmesi.


Bu
rant ekonomisi anlayışı ve uygulamaları ile ülke ekonomisinin düzlüğe çıkması ve
“güçlü ekonomiye geçiş” mümkün değildir. Tam tersine rant ekonomisi, her geçen
gün ekonominin batışını hızlandırmakta, gelir dağılımındaki adaletsizliği daha
da derinleştirmekte ve sosyal patlamalara zemin
hazırlamaktadır.


Rantiyeye haksız olarak aktarılan imkânlar, reel sektöre,
sosyal güvenliğe ve bütçeye, yani hak sahibi olanlara aktarılsaydı, denk bütçe,
yüksek miktarda yatırım, bol, kaliteli ve ucuz üretim ile istihdam ve büyük
miktarda ihracat temin edilecek, ayrıca sosyal sınıfların insanca yaşaması
sağlanmış olacaktı. Böylece ülkenin kalkınması sağlanmış, insanlarımızın
refah seviyesi yükseltilmiş olacaktı.

 

IV. 2. Tedavi


Bu
izahlardan açık olarak anlaşılacağı gibi, yaşanan ekonomik felâketi ortadan
kaldırmak için yapılacak iş; rant ekonomisinden, reel ekonomiye
geçiştir.


Bizimle diğer siyasi partiler arasındaki temel farklardan
biri de budur. Biz, “Reel Ekonomi” yi esas
alıyoruz, onlar “Rant Ekonomisi”nde ısrar
ediyorlar. Biz, “Türkiye’nin Bütünüyle
Kalkınmasını”
esas alıyoruz, onlar
çoğunlukla,
küçük bir azınlık olan, “Rantiye Gurubu’nun
kalkınmasını”; biz, “Adil Bölüşüm” ve “Herkese Refah”ı
esas
alıyoruz, onlar çoğunlukla “Rantiyenin Refahı”nı
esas alıyorlar.

Çünkü biz Milli Görüş
zihniyetinin mensuplarıyız
.


Ülkemizi bütünüyle
kalkındıracak, herkese refah sağlayacak reel ekonomiye geçişin başarılabilmesi,
bazı şartlara bağlıdır; şöyle ki :


a. Kadro


-Milli Görüş’e, Milli heyecana, başarma aşk ve azmine
sahip, bilgi, plân, program, takip, intaç (sonuç alma) sistemini disiplinle
uygulayacak kadrolar ile bu hedefler gerçekleştirilecektir.


b. Zihniyet


-Milletin kendi kaynaklarına güvenmek ve onları harekete
geçirmek; üretim, istihdam ve ihracat seferberliğini başlatmak; bölüşümde
herkesin hakkını almasını, ülkenin bütününün kalkınmasını ve bütün gelir
guruplarının Milli Gelirden dengeli ve adil bir şekilde pay almasını sağlamak
inancımızın temelini oluşturmaktadır.


Böyle bir politikanın başarılı bir şekilde yürütülmesi,
aynı zamanda âdil bir düzene dayalı yeni bir dünyanın kurulmasını
gerektirmektedir. Bu vizyona sahip olmayanlar Türkiye’yi ekonomik yıkımdan
kurtaramazlar.


c. Gözetilecek Temel
Esaslar


-İş
ahlâkı temel ilke olacaktır.


“Önce ahlâk ve maneviyat” prensibi bütün yönleri ile
uygulamaya konulacaktır.


-Her türlü israf ortadan
kaldırılacaktır.


-Üretimin en ucuz maliyetle gerçekleştirilmesi için her
türlü tedbir alınacaktır.


-Verimlilik ve toplam kalite esas
alınacaktır.


-Tüketici haklarının korunması için gerekli yasal mevzuat
daha da geliştirilecek ve sivil toplum kuruluşları
desteklenecektir.


-Ekonomik faaliyetler serbest piyasa kurallarına göre
yürütülecektir. Devlet sömürüyü, kartelleşmeyi, tekelleşmeyi, karaborsayı ve
haksız rekabeti önleyecek ve üretimi zorlaştıran engelleri ortadan kaldıracak
tedbirleri alacaktır.


-Herkes teşebbüs özgürlüğüne, iş ve meslek seçme hakkına
sahip olacak. Bu hak ve özgürlüğün önündeki engeller
kaldırılacaktır.


-Vergi sistemi bütünüyle elden geçirilecek ve verginin
âdil ve haklı olması sağlanacaktır. Vergi çeşitleri azaltılacak, oranları
düşürülecek, vergi mevzuatı basit ve etkin hale getirilecektir. Asgari ücretten
vergi alınmayacak, yasal tüm tüketim harcamaları gider sayılacak, gelir vergisi
net gelirden alınacaktır.


-Sermayenin tabana yayılması ve sermaye piyasasındaki
spekülasyonlara son verilmesi için gerekli düzenlemeler
yapılacaktır.


-Finansmanı üyeleri tarafından sağlanan, demokratik
esaslarla yönetilen, üreticiler arasında özerk dayanışma sandıklarının veya
sigortaların kurulması için gerekli yasal düzenlemeler
yapılacaktır.


-Devlet yatırımları; geri kalmış bölgelerin kalkınması
ile ilgili yatırımlar ve stratejik önemi olan
yatırımlarla, özel sektörün yeteri kadar ilgi duymadığı alt yapı, sağlık ve
eğitim yatırımları ve özel sektör tarafından gerçekleştirilmesi mümkün olmayan
yatırımlar ve bazı savunma sanayi yatırımları ile
sınırlandırılacaktır.


-Kamunun alacak ve vereceklerine farklı ceza hadleri
uygulamasına ve sonradan geri ödenecek payların önce ödettirilip sonra iade
edilmesi uygulamasına son verilecektir.


-Doğal kaynaklar kamuya aittir. Stratejik olanlar
dışında, bu kaynakların arama ve işletilmesinin, kamusal pay alınmak koşuluyla,
özel sektör tarafından yapılmasına imkan verilecektir. Doğal kaynakların
işletilmesinde etkinliği ve verimliliği arttırıcı tedbirler
alınacaktır.


-Ormanların işletilmesinde, orman varlığını arttırıcı,
ormanları gençleştirici ve geliştirici tedbirler ve yasal düzenlemeler yapılarak
özel sektörden yararlanılacaktır.


-Araştırma ve geliştirme faaliyeti ve yatırımlar tüm
sektörlerde desteklenecektir.


-Ekonomiye dış müdahaleler önlenecek; yabancı sermayenin
ülkeye spekülatif amaçlarla değil, kalıcı yatırımlar için gelmesini sağlayıcı
hukuki altyapı ve güven ortamı tesis edilecektir.


-İMF ve Küresel Sermaye tarafından dayatılan politikalar
derhal terk edilecek, milli reçeteler uygulanacaktır.


-54. Erbakan Hükümeti zamanında kurulan ‘Havuz
sistemi’
tekrar tesis edilerek, kamunun gereksiz borçlanmasının önüne
geçilecektir.


-Denk bütçe yapılarak kamunun borçlanma ihtiyacı
kaldırılacak, böylece faizler düşürülecek, ülke kaynakları faize, rantiyeye
değil, yatırıma, üretim ve ihracata, dolayısıyla işsizliğin çözülmesine ve
refaha yönlendirilecektir.


-Güçlü ekonomiye ulaşmak için, ülkenin öz kaynakları
tekrar harekete geçirilecek, kısa sürede üretim ve ihracat seferberliği yeniden
başlatılacaktır.


-Çalışanların ücretleri artırılarak, tarım ve hayvancılık
desteklenerek halkın alım gücü arttırılacak, iç tüketim canlandırılacak, bu
sayede ekonominin büyümesi sağlanacaktır.


-Teşvik yasası yeniden düzenlenerek ülkemizin ve
ekonomimizin şartlarına uygun hale getirilecektir.


-Başta D-8 olmak üzere, gelişmekte olan ülkeler arasında
tesis edilecek olan ve âdil bir düzene dayalı uluslar arası ilişkilerle,
ekonominin hızla gelişmesi sağlanacaktır. Diğer ülkelerle de, ekonomik
ilişkiler, bu ölçüler içerisinde yürütülecektir.


-Özelleştirme adı altında yapılan yabancı ve yerli
tekellere peşkeş çekme derhal durdurulacak, oluşmuş tekelleşme rekabete
açılacaktır. Özelleştirmeler rekabeti sağlayıcı, verimliliği arttırıcı, dışa
bağımlılığa yol açmayan, teknolojiyi geliştirici şartları sağlama ilkeleri
içinde yapılacaktır.


IV. 3. Dengeli
Kalkınma


Türkiye’nin, bölgeler ve fertler arasındaki
dengesizlikler giderilerek, bütünü ile kalkınması gereklidir. Böylece belirli
bir zümreye değil herkese refah sağlanması
gerçekleştirilecektir.


Bunun için;


-Yurdun her yanına ulaşabilecek karayolu, demiryolu, hava
ve deniz yolu ağı tesis edilecek, böylece kaynaklara ve her bölgeye ulaşma
imkanı sağlanacaktır. Bu suretle, istihdam–üretim–ihracat seferberliğinde,
yurdun her köşesindeki imkânlardan azami ölçüde yararlanılacaktır.


-Başta organize sanayi
bölgeleri ve küçük sanayi siteleri olmak üzere altyapı tesislerine önem
verilecek ve yaygınlaştırılacaktır. Böylece üretim, istihdam ve ihracat
artırılacaktır.


-Teşvikler üretimi, istihdamı ve
ihracatı
artırmak için kullanılacaktır. Ekonomimizin düzlüğe çıkması
büyük ölçüde ihracatın artırılmasına bağlıdır. İhracatı artırmak için üretim
maliyetini düşürmek ve kaliteyi artırmak gerekmektedir. Üretim maliyetini
düşürmek için girdi maliyeti ve vergilerin dünya şartlarına uydurulması, hatta
daha da ucuzlatılması ve en aza indirilmesi
sağlanacaktır.


-Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu olmak üzere, Milli
Gelirden yeterince pay alamayan bölgelerin hızla kalkınabilmesi için özel
programlar tatbik edilecektir.

 

 Bunun için;


-GAP projesi süratle tamamlanacaktır. GAP bölgesindeki
yerleşim alanlarında ortaya çıkacak acil alt yapı sorunlarının çözümü
sağlanacaktır.


-Doğu, Güneydoğu, İç Anadolu ve Karadeniz gibi diğer geri
kalmış bölgelerde yarım kalmış veya işletme sermayesinin azlığı sebebi ile
işletmeye geçirilememiş yatırımların ekonomiye kazandırılması ve yeni
yatırımların yapılması için bu bölgelerde vergi oranları düşürülecek, teşvikler
arttırılarak etkin hale getirilecek ve alt yapı yatırımları hızla
tamamlanacaktır.


 Ülkenin tamamında kadastro işleri hızla
tamamlanacaktır.


-Köye dönüşü hızlandırıcı önlemler alınacak, bunun için
gerekli finansman sağlanacaktır.


-Hazine arazisi ve temizlenecek mayınlı alanlardan uygun
olanlar köylülere verilecektir. Sınırlarımızdaki mayınlı arazinin temizlenmesi
milli imkânlarla yapılacaktır.


-Sınır ticareti geliştirilecek. İran, Irak, Suriye,
Gürcistan ve diğer bütün komşu ülkeler ile sınır ticareti
arttırılacaktır.


-Bu
bölgelere, okul, öğretmen ve sağlık hizmetlerinin götürülmesine öncelik
verilecektir..


-Tarım ve hayvancılık projelerine destek
sağlanacaktır.

 

İşte Saadet Partisinin
diğer görüşlerden temel farkı da bu prensiplerdir.

Biz
Türkiye’
iye’nin bütünü ile kalkınmasını esas alıyoruz, bizim dışımızdaki siyasi
kuruluşlar genellikle küçük bir azınlık olan Rantiye Grubuna öncelik veriyorlar.
Biz herkese refahı esas alıyoruz, onlar genellikle küçük bir grubun refahına
hizmet ediyorlar.

Çünkü biz Milli
Görüş inancına sahibiz.

 

IV. 4. Özel önemi olan
projelerin gerçekleştirilmesi

 

Türkiye, Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasında bir
kavşak ve köprü konumundadır. Bu kıtalar arasında her türlü mal ve enerji geçişi
bölgemiz üzerinden olmaktadır. Bu geçişlerin büyük ölçüde ülkemize
kaydırılması Milli ekonomimiz yönünden önemli
olduğu gibi, nakliye masraflarının azaltılması bakımından da önemlidir. Buna
ilaveten, mübadele edilen malların, ülkemizde üretilmesi mümkündür. Bu
avantajların kullanılması ekonomimize çok büyük katkılar
sağlayacaktır.

 

Türkiye aynı zamanda Asya ve Ortadoğu’daki, bol petrol ve
doğal gaz gibi, enerji hammaddelerinin Avrupa’ya ulaştırılmasında da köprü
konumundadır. Ayrıca ülkemiz bu konumu itibariyle de finans merkezi haline gelme
potansiyeline sahiptir.

 

Nasıl Singapur Uzakdoğu için bir santral görevi ifa
ediyor ve Uzakdoğu ile dünyanın irtibatı Singapur üzerinden kuruluyorsa, Türkiye
de, Avrupa–Amerika ile Asya-Afrika arasındaki bütün ekonomik münasebetlerde
Uzakdoğu’nun değil, dünyanın santrali olabilmek için her türlü imkân ve şartlara
sahip bulunmaktadır. Batı, doğuya mal sevk ederken deposunu Türkiye’de kurmalı
ve pek çok üretimini Türkiye’de yapmalı; Doğu da, Batıya mal sevk ederken,
deposunu Türkiye’de kurmalı ve pek çok üretimi Türkiye’de yapmalıdır. Bu
ekonomik şartlar, Türkiye’nin aynı zamanda Dünyanın finans
merkezi
olmasını gerektiren şartlardır. Onun için :

 

-Serbest bölgelere,

 

-Oto yollara,

 

-Hızlı trenlere,

 

-Büyük limanlara,

 

-Ucuz enerji projelerine önem vermek, öncelikli
hedefimizdir.

 

Esasen, bu hamlelerin temel projeleri 54. Erbakan
Hükümeti döneminde hazırlanmıştı.

 

Ülkemizin hızlı kalkınması ve güçlü bir yapıya kavuşması
için Yüksek Teknolojinin ülkeye kazandırılması ve bu sahada Türkiye’nin diğer
ülkelerin önüne geçmesi de sağlanacaktır.

 

Bu
mümkündür çünkü, teknoloji, gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş olan
ülkelerin önüne geçebilmesi için bir imkân ve fırsattır. Bu imkân Cenab-ı
Hakk’ın insanlığa bahşettiği bir rahmettir.

 

İnanıyoruz ki, vatandaşımızın refahının sağlanması
amacıyla, bu tip büyük projelerin hayata geçirilmesi için yeterli kaynağa
sahibiz. Bu kaynaklar, vergi, zam, faiz, düşük ücret, düşük taban fiyatı, iç ve
dış borç ile değil; şuurlu teşvik politikaları, israfın önlenmesi, üretim ve
verimliliğin arttırılması, ithal ikamesinin sağlanması ve ihracat imkânlarının
seferber edilmesi ile temin edilecektir.

 

IV.
5. Dış ticaret politikası

 

Yukarda açıklanan imkânlar kullanılarak Türkiye, bölgenin
ve dünyanın ticaret merkezi haline getirilecektir.

 

Refahın ve ekonomik büyümenin en önemli araçlarından biri
ihracattır. İhracatın ithalat rakamlarını karşılamaması neticesinde oluşan dış
ticaret açığı, dışardan ek kaynak temini için borçlanma zarureti
doğurmaktadır. Bu dış borçlar ve borç faizleri, halkımıza ve ekonomimize büyük
bir yük getirmekte ve kalkınmamıza engel olmaktadır. Bu durumun meydana
gelmemesi için, bir yandan başta D-8’ler olmak üzere, kalkınmakta olan ve
sömürülen ülkelerle yeni ilişkilerin kurulmasına ve adil bir düzene sahip yeni
bir dünyanın oluşturulmasına gayret gösterilirken, diğer yandan da kaliteye ve
maliyetlerin düşürülmesine önem verilecek ve ihracat
desteklenecektir.

 

Çünkü Türkiye’nin, klasik pazarlarının yanında yeni
pazarlara ve yeni ürünlere de ihtiyacı vardır.

 

Önümüzdeki yıllarda doğu-batı ulaşım ve enerji
koridorları içinde, ülkemiz ve komşularımız üzerinden milyarlarca dolarlık mal
ve hizmet akışının olması beklenmektedir. Bu mal ve hizmet akışından azami
istifade sağlanacak şekilde tedbirler alınacaktır.

 

Bu
çerçevede, başta komşularımız olmak üzere, bölge ülkeleri ve diğer dünya
ülkeleri ile, milli menfaatlerimize aykırı olan yapay gerginlikleri ve
engellemeleri ortadan kaldırıp, her türlü işbirliğine yönelinecek; dış
ticaretimizi arttırmak için gerekli düzenlemeler yapılacaktır.

 

İhracatı artırmak için, imalatçı firmalar ve ihracatçı
kuruluşlar ile yakın işbirliği sağlanacaktır.

 

KOBİ’lere, ihracatlarını arttırmaları için, prototip
geliştirme, bilgi, pazar temini ve finansman imkânları
sağlanacaktır.

 

IV. 6.
Esnaf ve sanatkârlar, KOBİ’ler

 

Toplumsal varlığımızın belkemiği olan ve helâl kazanç
için bütün sermayesini ve emeğini seferber edip gece gündüz çalışan esnaf ve
sanatkârlarımız, aynı zamanda ekonomimizin de can damarlarıdır. Saadet Partisi,
uygulayacağı reel ekonominin tabii bir sonucu olarak, esnaf ve sanatkârlara ayrı
bir önem vermektedir.

 

Ülkedeki üretimin ve istihdamın çok büyük bir kısmını
sağlayan KOBİ’ler, toplam kredinin ancak % 5’ini kullanabilmektedirler. Bu bir
haksızlıktır ve ekonominin bütününü olumsuz bir şekilde
etkilemektedir.

 

Partimizin iktidarında, ekonomik faaliyetleri büyük
ölçüde gerçekleştiren esnaf ve sanatkârları, ürettikleri katma değer ve
istihdamları ile orantılı olarak, destekleyecek tedbirler
alınacaktır.

 

IV. 7.
Tarım ve hayvancılık

 

Ülkemiz, tarih boyunca medeniyetlere beşiklik yapmış bir
bölgededir. Tarihin ilk dönemlerinde Anadolu’da tarım yapılmış, tarih boyunca
“Anadolu Toprakları” üzerinde yaşayan insanları beslemiştir.

 

Bu gün gelinen noktada ise, uygulanan yanlış politikalar
neticesinde, “Anadolu Toprakları” üzerinde yaşayan nüfusu besleyemez duruma
getirilmiştir. Daha düne kadar yeryüzünde kendini besleyebilen yedi ülkeden biri
olduğumuz halde, bugün tarım ürünleri ithalatımız ihracatı geçmiş
durumdadır.

 

Ülkenin dengeli ve yeterli beslenmesi ve, herhangi bir
engelleme halinde, kendi gücüyle ayakta durabilmesi için olmazsa-olmaz bir
sektör olan tarım, stratejik öneme sahiptir. Topraklarımız,
iklimimiz, sahip olduğumuz bitkisel çeşitlilik, su potansiyelimiz ve
yetişmiş insan gücümüz en büyük güç kaynağımızdır.

 

Arazilerin parçalanmışlığı, toprak ıslahının yapılamamış,
sulama ve drenaj gibi alt yapı yatırımlarının tamamlanamamış olması, bilimin
getirdiği yeniliklerin üreticiye ulaştırılamaması, yönlendirici planlamanın
yapılmaması, ürün borsalarının yeterince oluşmaması, Üretici Birliklerinin
katılımcı ve üreticiye destek verecek bir anlayışla yönetilmeyişi ve amacına
uygun çalışamaması, bilhassa IMF’ye terk edilmiş
olan tarım politikaları ile tarımımızın ve hayvancılığımızın yok edilmesine
yönelik programlar ve uygulamalar üretimi olumsuz etkilemekte ve giderek
hayvancılık gibi tarım da yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmış
bulunmaktadır.

 

Tarım politikalarının IMF kontrolünden kurtarılması ve
tarım arazilerinin ıslahı ve toplulaştırılması, verimliliğin artması için
gereklidir. Belirli büyüklüğün altına inmiş arazilerin parçalanmasını önleyici
ve arazileri birleştirmeyi özendirici tedbirler alınacaktır.

 

En kısa zamanda yasal alt yapı oluşturularak, tarım
arazilerinin tarım dışı kullanımı engellenecektir.

 

Sulanabilir tarım arazilerinin sulama ve drenaj
yatırımları hızla tamamlanacak, verimliliği arttıran ve toprağı koruyan sulama
yöntemleri çiftçilerle birlikte uygulanacaktır.

 

Yer altı ve yer üstü su kaynaklarımızın tamamını
kullanabilmemiz için gerekli proje ve yatırımlara öncelik verilecek, teknik ve
ekonomik bakımdan sulanabilir sayılan 8,5 milyon hektarlık tarım arazisinin
tamamının, makul olan en kısa sürede sulanır duruma getirilmesi sağlanacaktır.
Bu cümleden olmak üzere son yıllarda yavaşlatılan GAP bir an önce
tamamlanacaktır.

 

Borsası kurulabilen her ürün için en uygun illerde
borsalar kurulacaktır. Bu borsaların dünya borsaları ile entegrasyonu
sağlanacaktır.

 

Demokratik kurallara göre yapılanan ve çalışan ‘Üretici
Birlikleri’nin önündeki engellerin kaldırılması için gerekli yasal düzenlemeler
en kısa zamanda yapılacaktır.

 

Tarımda bilgi birikimi ve bilgi akışı sağlanacak, tarım
kuruluşları, ilgili fakülteler ve üreticilerle birlikte, Yönlendirici Planlama
yapılarak arz-talep dengesinin bozulmaması sağlanacaktır.

 

Tarım destekleri; ABD ve Batı ülkelerinde olduğu gibi,
girdiler ve ürün üzerinden yapılacak ve yeterli seviyeye çıkartılacaktır.

 

Tarımın gelişmesini engelleyen art maksatlı kotalar
kaldırılacaktır.

 

Tohum üretimi ve ileri teknoloji gerektiren tarım ve
hayvancılık alanları desteklenecektir.

 

Ekolojik tarım yaygınlaştırılacak ve
desteklenecektir.

 

Üniversite-Çiftçi işbirliği sağlanacak; tarımda eğitim,
özellikle üreticilerin talepleri ve iş durumları göz önüne alınarak, sürekli
hale getirilecektir.

 

Yem
sanayii, yem bitkileri ve meraların ıslahı ve geliştirilmesi için her türlü
destek sağlanacaktır.

 

Yok
edilmiş olan hayvancılık desteklenerek yeniden ihya edilecek, ve ithalatçı
konumdan ihracatçı konuma geçirilecektir.

 

Toprak Mahsulleri Ofisi” amacına uygun
olarak çalışır hale getirilecek ve hasat zamanında çiftçinin elinden
tutulacaktır.

 

Süt
ve yem endüstrileri ile Et-Balık Kurumları günün ihtiyaçlarına uygun şekilde
yeniden düzenlenecek ve yurdun bütün bölgelerine yayılacaktır.

 

Su
ürünlerinin üretimi desteklenecektir.

 

IV. 8. Enerji

 

Enerji günlük hayatımızın, iktisadi ve sosyal
faaliyetlerin temel ihtiyaçlarındandır. Bu bakımdan enerjinin kalitesi,
maliyeti, yeterliliği ve devamlılığı öncelikle teminat altına alınacaktır.
Ekonomi bölümünde belirtilen “Yeniden Büyük Türkiye”
hedefleri için büyük miktarda enerjiye ihtiyaç vardır. Bunun için enerji
yatırımları ihtiyaca cevap verecek düzeye getirilecektir.

 

Türkiye’nin sürdürülebilir bir kalkınmayı
gerçekleştirebilmesi, doğru, tutarlı ve milli bir enerji politikasını
uygulamasına bağlıdır. Enerjide kaynak çeşitliliğini sağlayacak önemli projeler
hayata geçirilecektir.

 

Yıllardır engellenmiş olan nükleer teknolojinin
ülkemize kazandırılması ve nükleer enerjinin milletimizin hizmetine
sunulması sağlanacaktır.

 

Enerjide dışa bağımlılığı asgari seviyede tutmak için
öncelikle yerli kaynaklar değerlendirilecektir. Derelere kadar hidrolik enerji
imkânlarının, kömür yataklarının, rüzgâr, güneş ve jeo-termal enerji
kaynaklarının değerlendirilmesi için çalışmalar hızlandırılacak, yatırım ve
işletmeler desteklenecektir.

 

Komşu ve bölge ülkeleri ile enerji üretim ve iletim
sahalarında işbirliğine gidilerek elektrik, doğalgaz ve petrol iletim hatlarında
bağlantı kurulması sağlanacaktır.

 

Ülkemiz zengin petrol ve doğalgaz yataklarının bulunduğu
bir bölgede olmasına rağmen, yeterli üretim yapılamamaktadır. Petrol ve doğalgaz
üretimimizi artırmak için yurt içi ve yurt dışı sahalarda arama ve işletme
faaliyetleri hızlandırılacaktır.

 

Enerji sahasında araştırma-geliştirme çalışmaları ve
enerji tesislerinin makine ve teçhizat imalatı
desteklenecektir.

 

Enerji üretimi ve dağıtımı özel sektör ve kamu
yatırımları vasıtasıyla karşılanacaktır. Rekabet ortamı içerisinde ucuz ve temiz
enerji arzı sağlanacaktır.

 

Petrol ürünlerinin dağıtımında, boru hatları inşası da
alternatif olarak değerlendirilerek, uygun yerlerde tanker taşımacılığı boru
hatları ile ikame edilecek, bu sayede tasarruf ve güvenlik
sağlanacaktır.

 

Doğal gaz, ısınmada ve sanayide, zaruri bir ihtiyaç
maddesi haline gelmiştir. Sanayide maliyeti ve kaliteyi etkilemektedir. Bu
bakımdan bütün illere ve ilçelere doğal gaz ulaştıracak boru şebekeleri en kısa
zamanda inşa edilecektir.

 

Doğalgazın en ucuz şekilde kullanıcısına
ulaştırılabilmesi için, başta D-8’ler olmak üzere, bütün doğalgaz üreten
ülkelerle, karşılıklı menfaatlere dayanacak şekilde anlaşmalar yapılacak ve
mevcut anlaşmalar bu hususlar dikkate alınarak yenilenecektir.

 

Elektrik enerjisi iletim ve dağıtım hatlarında yenileme
yatırımlarına öncelik verilerek kayıp ve kaçakların önüne
geçilecektir.

 

IV. 9. Ulaşım ve
Haberleşme

 

Gelişme ve Kalkınmanın vazgeçilmez gereklerinden birisi
de yeterli, etkin ve güvenli bir ulaşım ve haberleşme ağına sahip olmaktır.

 

Bu
sebeple, mutlu insanların yaşadığı, geleceğin güçlü “Yeniden Büyük Türkiye”sini
kurmak için, yeterli, etkin ve güvenli bir ulaşım ve haberleşme ağına ihtiyaç
vardır.

 

Ulaştırma ve haberleşme hizmetlerinin
mükemmelleştirilmesi hedefimizdir. Sanayinin yurt sathına yayılmasında ve
bölgesel gelişmişlik farkının asgariye indirilmesinde en etkin alt yapının,
kaliteli, yaygın ve güvenli bir ulaştırma ve
haberleşme ağı olduğuna inanıyoruz. Bunun için bütün ulaştırma imkânlarının
ekonomik ve dengeli bir tarzda yurt sathına yayılmasına öncelik verilecektir

 

Hazırlanacak ulaştırma mastır plânı ile karayolu,
demiryolu, denizyolu ve havayolu ulaştırmasının, yatırım ve işletme maliyeti
dikkate alınarak, ihtiyaca göre, dağılımı sağlanacaktır.

 

Demiryolu taşımacılığının hızlı, dakik, emniyetli ve ucuz
olması dikkate alınarak, son elli yıldır ihmal edilen demiryolu ve denizyolu
ulaşımı yeniden ele alınacak, yük ve yolcu naklinde demiryolu ve denizyolunun
ağırlığı arttırılacaktır.

 

Üretim ve tüketim merkezleri ile limanlar ve komşu
ülkeler arasında güvenli ve hızlı demiryolu ve denizyolu taşımacılığı
geliştirilecektir. Bu şekilde nakliye maliyetleri düşürüleceği gibi karayolu
trafiğini azaltarak yol güvenliğine de yardımcı olunacaktır.

 

Asya-Avrupa, Ortadoğu-Avrupa otoyol ve demiryolu
bağlantıları geliştirilecektir.

 

İlçe, belde ve köy yollarının standartları yükseltilecek
ve iller arası yollar çift yol haline getirilecektir.

 

Ulaşım sektörü için gerekli olan araç, makine ve
teçhizatın yurtiçi imalatı desteklenecektir.

 

Haberleşme stratejik önemi olan bir sektördür. Bu
sebeple, kaliteli ve güvenli olması, ihmal edilmesi mümkün olmayan bir
gereksinimdir. Bazı ülkelerde ortaya çıkan skandallar bu sahanın milli
kalmasındaki gerekliliği açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bu sebeple bu sektör
milli hale getirilecektir.

 

IV. 10.Milli
Savunma Sanayii

 

Savunma sanayiinde, dışa bağımlılığın azaltılabilmesi
için gerekli orta ve uzun vadeli programlar hazırlanarak, ihracat potansiyeline
ve dünya piyasalarında rekabet gücüne sahip, teknolojik bakımdan bütün diğer
ülkelerin önüne geçecek, dost ve müttefik ülkelerle (D-8 ülkeleri gibi) dengeli
işbirliğini mümkün kılan, bir Milli Savunma Sanayiinin oluşturulması ana
hedefimizdir.

 

Bu
anlayışla, müttefik ülkelerle uyumlu, kendi silah sistemlerimizin oluşturulması
sağlanacak, ülkemiz dışa bağımlılıktan kurtarılacaktır.

 

Savunmamız için gerekli silah ve teçhizat ihtiyacı, orta
ve uzun vadeli olarak belirlenerek milli savunma sanayiinin hazırlık yapmasına
ve ihtiyaçların yerli kaynaklardan karşılanmasına özen
gösterilecektir.

 

Savunma silah ve teçhizatının iç ve dış tedariki ve
ihracatı tek merkezden yönetilecektir.

V. DIŞ
POLİTİKA

 

V. 1. Genel
değerlendirme

 

Öncelikle şu hususu ifade etmeliyiz ki, Saadet Partisi
olarak bizim amacımız yeryüzünde yaşayan bütün insanların mutluluğudur. Biz,
bütün insanlığın huzur ve barış içinde yaşamasını istiyoruz.

 

Bu amaca ulaşılması için,
hakka dayalı âdil bir uluslararası düzenin kurulması gerekmektedir. Bizler,
zengin tarihî mirası ve stratejik coğrafyasıyla Türkiye’nin âdil bir
uluslararası düzenin kurulmasına öncülük edecek tarihî tecrübeye ve sağlam
değerlere sahip olduğuna inanıyoruz.

 

İnsanlık âlemi geçen asırda
milyonlarca insanın öldüğü iki dünya savaşına ve bunların ardından gelen soğuk
savaş döneminin acı ve sıkıntılarına şahit oldu. Teknolojik gelişmelerin
sağladığı bunca imkâna rağmen, kaynakların gayri adil ve dengesiz kullanılması
sonucunda, insanoğlu 20. yüzyılda da, yoksulluklar ve açlıkların yanında
suçların artışı, aile yapısının bozulması, çevre felâketleri gibi sayısız
problemle boğuştu, bunaldı, hayal kırıklığına uğradı.Bir türlü beklediği ve
özlediği âdil esaslara dayalı, huzur ve barış dünyasına kavuşamadı.

 

Yeni teknolojik gelişmelerle
ve özellikle iletişim devrimiyle, şimdi gözler, ümitler ve özlemler 21. yüzyıla
çevrilmiş durumdadır. Düşünceden bilime, teknolojiden ekonomiye, toplumsal
ilişkilerden siyasete dünya adeta yeniden kuruluyor, yeniden yapılanıyor.
Maalesef bu yapılanma, hak ve adalete göre değil, silah gücünü ellerinde
bulunduranların çıkarlarını korumaya yönelik ve ırkçı emperyalizmin asırlardan
beri düşlediği, herkesi kendisine köle yapmayı hedef alan ve neticede
kan–gözyaşı ve ızdıraptan başka bir şey getirmeyecek olan bir yapılanmadır.
Hâlbuki insanlığın, hakkı üstün tutan, daha âdil, daha insancıl ve daha uygar
bir dünya özlemi ve arayışı devam ediyor. Ne var ki, dünya ekonomisi ve
siyasetinde oluşan yeni dengeler, kuşku ve endişeleri de
beraberinde getiriyor.

 

Nitekim, ABD tarafından
uygulanmasına başlanan “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) bölgedeki bütün ülkeleri
tehdit ve tedirgin ediyor.

 

V. 2. Dünyada ve
Bölgemizdeki Tehditler

 

Balkanlardaki istikrarsızlık
giderilmiş değildir. Kafkaslarda da çözüm sağlanamamıştır. Çeçenistan ve
bölgenin diğer sorunları halen devam etmektedir. Azerbaycan topraklarının önemli
bir bölümü halen Ermenistan’ın işgali altındadır.

 

Ege ve Kıbrıs sorunu çözülmüş
değildir. Hatta Kıbrıs kaybedilmek üzeredir.

 

AB’nin Türkiye’den yeni
azınlık tanımı ve suların yönetimi ile ilgili, ülke birliği ve beraberliğini
bozacak taleplerine ilaveten, artan siyasi amaçlı misyonerlik faaliyetleri,
ülkemiz için ciddî tehdit oluşturmaktadır.

 

“Yeni Dünya Düzeni”, “Tek
Kutuplu Dünya”, “Küreselleşme”, “Medeniyetler Çatışması” , “Genişletilmiş
Ortadoğu Projesi” gibi tezler ve, adeta bu tezlere gerekçe oluşturan, arka planı
karanlık, “Terör” tanımlaması; maalesef 21. yüzyılda da, insanlık
için çok büyük tehdit ve tehlikelerin habercisi olmaktadır.

 

Afganistan’daki haksız işgal
devam etmektedir. Türkiye’nin üzerine düşen görev, bu haksız işgale destek
vermek değil, bu bölgenin bağımsızlığına ve işgalden kurtulmasına yardımcı
olmaktır.

 

ABD ve müttefiklerinin,
“Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” adı altında, İslam dünyasına karşı
sürdürdükleri kanlı işgal politikaları dünya barışını çok ağır bir şekilde
tehdit etmektedir. Aynı şekilde, İsrail’in, yetmişten fazla Birleşmiş Milletler
kararına rağmen, sürdürdüğü saldırganlık, soykırım ve genişleme politikası bölge
ve dünya barışı için sürekli ve açık bir tehdit
oluşturmaktadır.

 

ABD ve müttefiklerinin,
Irak’ı haksız işgalleri ve işgalden sonra her türlü uluslar arası anlaşmayı hiçe
sayarak yaptıkları insanlık dışı uygulamalar, Irak’ta kışkırtmaya çalıştıkları
etnik ve mezhep tabanlı çatışmalar ve yapılanmalar, bölge ve dünya barışını
tehdit etmektedir. Irak’a getirilen hürriyet ve demokrasi değil, Ebu Gureyb
vahşetinin çığlıklarıdır.

 

Irak’tan sonra, sun’i
gerekçelerle, İran’a ve diğer bölge ülkelerine karşı uygulanmaya çalışılan
saldırgan politikalar da, bölge ve dünya barışı için çok büyük tehdittir.

 

Bu tür haksız saldırılar için
bir savunma paktı olan NATO’nun kullanılmaya çalışılmasına karşıyız. Türkiye’nin
komşuları ile ilişkilerine zarar verecek bu tür uygulamalara karşı, barışı
korumak için elimizden geleni yapacağız.

 

Dünya ve bölge barışı
üzerindeki bu tehditler elbetteki Türkiye için de geçerlidir. Bu
tehditlere karşı Türkiye, bölge ve dünya devletleri ile işbirliği içerisinde,
gerekli tedbirleri almak zorundadır.



Bu bağlamda, âdil temellere
dayanılarak kurulacak olan yeni dünyada, huzur ve barışın sağlanması için, yeni
bir savunma paktının kurulması gerektiğine inanmaktayız.

 

21. yüzyılda barışın tesis edilebilmesi ve âdil bir uluslararası
düzenin kurulabilmesi için, insanlığa acıyı, savaşları, yoksulluğu ve çevre
felaketlerini yaşatan 20. yüzyılı çok iyi tahlil etmek zorundayız.

 

V. 3. Yirminci Yüzyıldan
Alacağımız Dersler

 

1- Alacağımız ilk ders,
materyalizmin insanlık âlemine mutluluk getirmediği gerçeği ve maneviyatçılığa
dönme ihtiyacıdır.

 

20. yüzyılın baskıcı
rejimleri, "Kuvvetlinin zayıfı yok etmesi doğanın temel yasasıdır; tekâmül için
bir düşmanın olması ve onunla devamlı mücadele edilmesi gerekir." teorisine
dayanmışlardır.

 

Bu maddeci görüşü benimseyen
rejimler, bu kuralı uygulayarak insanlığa büyük acılar çektirmişlerdir. Artık
temeli düşmanlık ve savaş olan bu zihniyet, yerini temeli şefkat, barış, sevgi,
huzur ve kardeşlik olan yeni anlayışa bırakmalıdır.

 

2- Dünyanın huzuru için çatışma değil diyalog esas
alınmalıdır.

 

Huzur, barış ve mutluluğa
giden yol, samimi işbirliği ve dayanışmadan geçer. Bu da ancak diyalogla olur.
Bu diyalog, teslimiyetçi ve kendi değerlerimizi terk etme mantığı ile değil,
birbirimizi, anlama ve Batıya yanlışlıklarını anlatma mantığı ile
yapılmalıdır.

 

3-Uluslararası ilişkilerde çifte standart değil adalet
esas alınmalıdır.

 

Soğuk savaş döneminde
maalesef, insan hakları, özgürlükler, demokrasi gibi kavramlar daha çok
propaganda amacıyla kullanılmış, çifte standartlar hiç eksik olmamıştır. Kendi
ülkelerinde insan hakları ve özgürlüklere sahip çıkan, dünyaya yön verme peşinde
olan birçok ülke, çıkarları için baskıcı rejimlerle işbirliği
yapmışlardır.

 

Soğuk savaş sonrası ortaya
atılan “medeniyetler çatışması” tezi de, milletleri birlikte yaşama yerine
çatışmaya sevk etmiştir.

 

Bugün yeni bir dünya
kurulacak ve bu dünya hakka ve adalete dayalı olacaksa, çifte standartlar terk
edilmeli, insan hakları ve özgürlüklerin herkes için gerekli olduğu kabul
edilmelidir.

 

4- Tekebbürden, üstünlük iddiasından vazgeçilmeli,
uluslararası ilişkilerde eşitlik esas olmalıdır.

 

İki kutuplu sistemin
dağılmasından sonra oluşan “Yeni Dünya Sistemi”nin küresel hâkimiyet
mücadelesini bitireceğine dair iyimser havalar çoktan dağılmıştır. Kısa zamanda
görülmüştür ki, hegemonya mücadelesi devam etmektedir

 

Bu durum da uluslararası
ilişkilerde hâlâ eşitsizliklerin hâkim olduğunu göstermektedir. Adil bir
uluslararası düzenin kurulabilmesi için bunun terk edilmesi
gerekmektedir.

 

5- Sömürü yerine âdil paylaşım ve işbirliği esas
alınmalıdır.

 

20. yüzyıla sömürü ve dünyayı
paylaşma yüzyılı dersek yanlış olmaz. Milyonlarca insanın ölümü ve sakat kalması
ile sonuçlanan savaşların temelinde sömürü vardır.

 

Irkçı emperyalizmin bütün
dünyayı kendisine köle yapmak için kullandığı en önemli vasıta, faizci
kapitalist nizamdır. Bu nizam sayesinde ufak bir emperyalist azınlık bütün
insanlığı sömürmektedir. Bu uygulama, ister istemez sonunda daha
büyük sosyal patlamaları ve savaşları kaçınılmaz kılacaktır.

 

Sömürgecilikle dünyanın
zenginlikleri gelişmiş ülkelere akmış; zenginler daha zengin, fakir ülkeler ise
daha fakir hale gelmiştir. Bugün gelişmiş kuzey ülkeleri ile gelişmekte olan ve
geri kalmış güney ülkeleri arasında gelir dağılımı ve yaşama standardı açısından
derin uçurumlar oluşmuştur. Gelişmekte olan ekonomiler borç yükleri altında
ezilmiş, borçlarının faizlerini bile ödeyemez duruma
gelmişlerdir.

 

Bu durumdan, sadece fakir
güney ülkeleri değil, gelişmiş olan ülkeler de rahatsız olmaya başlamışlardır.
Sorun sadece borç ve faizlerin ödenememesi değildir. Bugün, refah ve özgürlük
isteyen güney ülkelerinin insanlarının, gelişmiş batılı ülkelere akın etmeleri
sonucunda Batıda göçmen sorunu ortaya çıkmıştır. Böylece bu asırda dünyanın en
ciddi sorunlarından birini göçmenler sorunu oluşturmaktadır.

 

Yirminci yüzyılın sömürü
araçlarından biri de gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere verdikleri
yüksek faizli borçlardır. Bu şekilde ülkeler arası gelir dağılımı daha da
bozulmuştur. Şimdi fakir ülkeler borçlarının faizlerini dahi ödeyemez hale
gelmişlerdir

 

Bütün bu sorunlar sömürü ile
değil ancak samimi bir işbirliği ile aşılabilir.

 

6- Baskı,
totalitarizm ve faşizm insanlara acı ve gözyaşı getirmiştir; insanlığın
mutluluğu için, insan hakları ve özgürlüklerin tüm dünyaya yayılması
gerekmektedir.

 

Yirminci yüzyılda yayınlanan
insan hakları ve özgürlük sözleşmeleri, 21. yüzyılda bütün dünyada, daha da
geliştirilerek hayata geçirilmelidir. Maalesef 20. yüzyılda insanlık bu konuda
iyi sınav verememiştir; yakın tarih insan hakları ihlalleri ile
doludur.

 

İşte 20. yüzyılda insanlık,
ifsat edici bütün sistemleri ve rejimleri deneyip bunların hiçbirinin insanlığa
saadet getirmediğini açıkça görmüştür. Bu tecrübenin doğal
neticesi, göz yaşı ve hüsran olmuştur.

 

Saadet Partisi, tüm insanlığa
saadet getirecek adil bir uluslararası sistemin kurulması için şu prensiplerin
zorunlu olduğuna inanmaktadır:

 

1. Savaş değil, barış!

 

2. Çatışma değil,
diyalog!

 

3. Çifte standart
değil, adalet!

 

4. Üstünlük değil,
eşitlik!

 

5. Sömürü değil, adil paylaşım ve
işbirliği!

 

6.Baskı ve tahakküm değil, İnsan
hakları, özgürlükler ve demokrasi.

 

Esasen bu açıklanan sebeplerden dolayıdır ki, D-8’lerin
bayrağında bu temel prensiplere işaret etmek üzere 6 tane yıldız bulunmaktadır.

 

Biz bu prensiplere dayanan
bir barış ve saadet dünyasının kurulmasında, Türkiye’nin öncülük yapacağına
inanmaktayız. Bu açıdan Türkiye, tarihi ve coğrafyası ile, büyük imkânlara sahip
olduğu gibi, aynı zamanda bütün insanlığın saadeti için gerekli olan bu büyük
sorumluluğu da taşımaktadır.

 

V. 4. Türkiye’nin
önemi

 

Zengin tarihi mirasının
yanında Türkiye, dünyanın merkezinde, üç kıtanın birleştiği yerde, Balkanlar,
Kafkaslar ve Ortadoğu gibi dünyanın en sorunlu bölgelerine komşu; ama aynı
zamanda enerji ve ticari yolların kavşak noktasında, çok önemli bir konumda
bulunmaktadır.

 

Türkiye, tarihte olduğu gibi,
bu müstesna jeopolitik konumunun yanında, genç, dinamik ve yetişmiş insan gücü
ve tabii kaynakları ile dünyanın ilgi odağı olmaya devam eden bir
ülkedir.

 

Partimiz, barış, diyalog,
adalet, eşitlik, işbirliği ve insan hakları, özgürlükler ve demokrasi ilkelerine
dayanan politikalarla Türkiye’nin bu potansiyellerini insanlığın saadeti için
kullanmakta kararlıdır. Bu suretle:

 

-Türkiye, batılı ülkelerle
gireceği dengeli ilişkilerle; refahın yanında özellikle barış, insan hakları ve
demokrasi gibi değerlerin tüm dünyada gelişmesine katkıda
bulunacaktır.

 

-Türkiye, kuzeyinde yer alan
“Karadeniz Ekonomik İş Birliği” (KEIB) ülkeleriyle, başta ekonomi olmak
üzere, her sahada işbirliğini geliştirmesi ve yukarıdaki ilkelerin bu ülkelerce
de benimsenmesine yardımcı olması suretiyle, adil bir uluslararası sistemin
kurulmasına önemli katkılarda bulunacaktır.

 

-Türkiye, doğusunda bulunan
tarihi, manevî ve soydaşlık bağlarıyla bağlı olduğu Türk Cumhuriyetleri ile de
her türlü ilişkileri en ileri düzeye taşıyarak, bu kardeş ülkelerin kurulacak
adil uluslararası sisteme dahil olmalarına ve katkıda bulunmalarına yardımcı
olacaktır.

 

-Türkiye, aynı şekilde, doğu
ve güneyindeki tarihî ve manevî bağlarla bağlı olduğu Müslüman ülkelerle de, her
sahada en ileri derecede işbirliği içinde olmak suretiyle, yoksulluğun kalkması,
dünya barışı ve âdil uluslar arası ilişkilere katkıda
bulunacaktır.

 

-Yeni bir dünyanın çekirdek
kuruluşu olan D-8 atılımı çerçevesinde, kalkınmakta olan ülkeler arasında en
ileri derecede yardımlaşma ve işbirliğinin sağlanması kurulacak âdil
uluslararası sistemin tesisi için ilk adım olacaktır.

 

İşte bu tarihî ve coğrafi
şartlar, Türkiye’ye yeni bir dünyanın kurulmasına öncülük etme görevini
yüklemektedir. Bundan dolayı Türk dış politikasının bu amaçlara göre
yürütülmesi, Türkiye’nin bütün ülkelerle ilişkilerini işbirliği ve yardımlaşma
anlayışı ile en ileri derecede gerçekleştirmesi gerekmektedir.

 

Türkiye’nin geliştireceği
esnek ve çok alternatifli stratejilerle, jeopolitik imkânlarını, uluslararası
ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerinde dinamik bir şekilde kullanması bir
zorunluluktur. Eğer, dinamizmin yoğun temposu yerine, statükoculuğun
kolaycılığını tercih eden ve lider ülke olma yerine uydu olmaya razı olan dış
politika geleneğinde ısrar edilirse, bırakın jeopolitik konumumuzu, tarihî ve
manevi zenginliklerimizi küresel etkinliklere dönüştürmeyi, sınırlarımızı
korumak bile tehlikeye girecektir.

 

Unutulmamalıdır ki, soğuk
savaşta Türkiye’nin bütünlüğünü, Sovyetlerin sıcak denizlere inmesinin önünde
bir engel olduğu için destekleyenler, şimdi Türkiye’nin Ortadoğu’daki su-petrol
dengesine dayalı jeo-ekonomik etkinliğini ve
adil yeni bir dünyaya öncülük yapmasını çıkarları için zararlı görmektedirler ve
bu sebeple bugünkü sınırların değişmesini isteyebilirler.

 

Ayrıca Yugoslavya ve Karabağ
krizlerinde de görülmüştür ki, uluslararası güvenlik şemsiyeleri artık
sınırların garantisi değildir; yine Doğu Türkistan, Bosna ve Çeçenistan’dan
sonra Afganistan ve Irak’ta da görüyoruz ki, “evrensel insani değerlere” kimse
itibar etmemektedir.

 

Açıktır ki Türkiye, ortaya
çıkan yeni uluslararası konjonktürü ve burada üsleneceği konumunu ciddi bir
şekilde yeniden değerlendirmek zorundadır. Uluslararası konumun yeniden
değerlendirilmesi, ülke-içi kültürel, siyasi ve ekonomik parametrelerin de göz
önüne alındığı bir yenilenme süreci ile uyumlu olmalıdır. Kendini tanımlamakta
bile güçlük çeken bir toplumun, uluslararası strateji oluşturmada siyasi bir
irade ortaya koyabilmesi mümkün değildir.

 

Bizim diğer siyasi
partilerden temel bir farkımız da bu anlayışta yatmaktadır. Diğerleri, bilerek
veya bilmeyerek Türkiye’nin sıradan bir ülke olmasını hedef aldıkları halde,
biz, Türkiye’nin özellikleri dolayısıyla, yeryüzünde huzur, barış ve bütün
insanlığın saadeti için özel hizmetler yapmak zorunda olduğunu bilmekte ve
Türkiye’nin kendisine saygı ve sevgi duyulan “Yaşanabilir Bir Türkiye“, “Yeniden
Büyük Türkiye” ve “Yeni Bir Dünya” kurulmasına öncülük yapması gerektiğine
inanmaktayız

 

Bundan dolayıdır ki, Milli
Görüş’ü temsil eden Saadet Partisinin, bir an evvel iktidara gelmesi Türkiye
için hayati bir önem taşımaktadır.

V. 4. 1. Türkiye’nin Karşı karşıya
Bulunduğu Tehditler

 

Doğru bir tedavi için doğru
bir teşhis ön şarttır. Bu teşhisi hakiki manasıyla yapabilmek için, emperyalist
dış güçlerin işbirlikçi yönetimleri kullanarak attıkları adımları dikkatli bir
şekilde takip etmek ve değerlendirmek gerekmektedir.

 

Ne görüyoruz:

 

Batı ile entegrasyon için
yürütülen politikalar, ülkemizi altından kalkılması her geçen gün daha da
zorlaşan tehlikelere sürüklemiştir.

 

Kıbrıs bir hiç uğruna feda
edilmektedir. Çok büyük stratejik önemi olan bu adada uluslar arası anlaşmalarla
sağlanan haklarımızdan vazgeçilmektedir.

 

Ermeni soykırımı iddiaları,
müttefik kabul edilen ülkelerce, kabul görmektedir. Bu gidiş Türkiye’yi tazminat
ödemeye ve toprak tavizine zorlar bir mahiyet kazanmaktadır.

 

Dicle ve Fırat havzalarının
uluslar arası bir yönetime devredilmesinin gündeme getirilmesine bugünkü Hükümet
tepkisiz kalmıştır.

 

Ege’de Yunanistan’la olan,
karasularının 12 mile çıkartılması ve FIR hattı ihtilaflarımız, Yunanistan’ın
lehine gelişme göstermektedir ki, bu Ege Denizini bir Yunan gölü haline
getirir.

 

Karadeniz bölgesinde bir Rum
Pontus devleti söylemi adım adım gündeme sokulmaktadır.

 

Fener Rum Patriğine ‘Ekümenik
Statü’ tanınması neredeyse döfakto kabul edilir bir duruma gelmiş,
misyonerlik faaliyetleri siyasi bir olgu içinde hız kazanmıştır. Buna mukabil
Müslüman halkın inancını öğrenme ve yasama konusundaki engeller hâlâ devam
etmektedir.

 

Medeniyetler arası diyalog,
Dinler arası diyalog söylemleri ile yürütülen çalışmalar, tek taraflı işlemekte,
kendi sağlam değerlerimiz sulandırılmakta, hatta terk
edilmektedir.

 

Türkiye IMF dayatmaları,
serbest Pazar ekonomisi aldatmaları, borçlar, yanlış özelleştirme politikaları
ile ekonomik bir esarete sürüklenmektedir. Tarım, Sanayi, Ticaret, Bankacılık,
haberleşme sektörleri bütünüyle ırkçı emperyalist sermayeye terk
edilmiştir.

 

Bunlara şimdi bir de yeni
azınlık anlayışı eklenerek iç çekişmelere zemin
hazırlanmaktadır.

 

Bütün bunlar birer münferit
olay olmayıp, ırkçı emperyalizmin plân ve hedeflerinin uygulanması maksadıyla,
yine onlar tarafından tanzim edilerek yürütülen olaylardır.

 

Ne istiyorlar:

 

1990 yılında Komünizmin
iflası ve Sovyetlerin dağılmasından sonra tek kutuplu bir dünya meydana gelince
ve bu kutbu ABD temsil etmeye başlayınca, ırkçı emperyalistler, asırlardan beri
bekledikleri Büyük İsrail ve dünya hâkimiyeti inançlarının gerçekleşmesi için
artık vaktin geldiğine karar verdiler, kontrolü altında tuttukları ABD yönetimi
vasıtasıyla bunu gerçekleştirmek için adım adım planlarını
uygulamaktadırlar.

 

Yeryüzünün her tarafında,
Filistin’deki uygulamalarda görüldüğü gibi, insanları şiddet kullanarak esir ve
köle etmek isteyen ırkçı emperyalizmin bu gayelerini, tarih boyunca, Selçuklular
ve Osmanlılar önlemişti. İslam âlemi bu maksatla yapılan 18 Haçlı seferini geri
püskürterek yeryüzünde huzur ve barışı korumuştu.

 

Bu gerçekleri çok iyi bilen
ırkçı emperyalizm, bugün dünya planlarını uygularken, asıl hedefleri olan
Türkiye’yi “İşsiz, aç, borca esir ve dininden uzaklaşmış” bir ülke haline
getirmeye büyük önem vermektedirler. Türkiye’deki yönetim de, maalesef iktidarda
kalabilmek için, bu dış güçlerin desteğini her şeyden önemli gördükleri için,
onlardan gelen her teklifi kabul etmekte, böylece Türkiye hızla “yumuşak lokma”
olmaya sürüklenmektedir.

 

Bundan dolayıdır ki,
Türkiye’de hiç vakit geçirmeden, Milli Görüş’ün iktidara getirilmesi ve
şahsiyetli bir dış politika izlenerek “Uydu değil, lider Ülke” uygulamasıyla
kurtarılması kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiştir.

 

Saadet Partisinin takip
edeceği şahsiyetli dış politikanın, ve dış politikada “Uydu değil, lider Ülke”
uygulamasının temel esasları aşağıda özetlenmiştir.

 

V. 4. 2.
Türkiye’nin batı ile ilişkileri

 

Avrupa Birliği:

 

Özellikle AB’nin, tam üyelik
süreciyle birlikte, son yıllarda, ülkemize, milletimize ve milletimizin sahip
olduğu değerlere karşı sergilemekte olduğu kabul edilemez tutum ve davranışlar,
AB’yi oluşturan zihniyetin insan hakları, inanç özgürlüğü, inanca saygı,
çoğulculuk ve farklı medeniyet mensupları ile birlikte yaşama konularında
yeterince gelişmiş bir düzeyde olmadığını ortaya koymuştur. Batılı ülkelerin
hâlâ eski emperyalist ve sömürgeci alışkanlıklarından kurtulamadıkları
ortadadır.

 

Bu şartlar altında Saadet Partisi
olarak Türkiye’nin AB’ye üye olmasına karşıyız.

 

Çünkü, AB’ye tam üyelik,
Türkiye’nin bağımsızlığından vazgeçmesi, kendisini Batı kültür ve medeniyetine
teslim etmesi, onları yönlendiren ırkçı emperyalizmin plân ve hedeflerinin
gerçekleşmesi için adım adım parçalanıp yok olmaya götürülmesi manasını
taşımaktadır. Zira 1990’da Komünizmin iflâs edip, Sovyetlerin dağılmasından
sonra ortaya çıkan tek kutuplu dünyada, ırkçı emperyalizmin etkisi artmış ve AB
bunların plân ve gayelerine hizmet eden bir topluluk haline dönüşmüştür.

 

Bu gerçekler dolayısıyladır ki, AB
ye tam üyelik yerine, eşit koşullarda karşılıklı ikili ilişkiler içinde olmayı
doğru buluyoruz. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin, tüm uluslararası
ilişkilerimizde olduğu gibi, barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde
yürütülmesinden yanayız.

 

Zira Türkiye’nin âdil bir düzene
sahip, yeni bir barış dünyasının kurulmasında öncülük yapmasının engellenmesi,
sadece Türkiye için değil, aynı zamanda AB ve bütün insanlık için, telafisi
mümkün olmayan bir kayıp demektir.

 

Türkiye – ABD İlişkileri:

 

ABD ile barış, diyalog, adalet ve
eşitlik çerçevesinde, ilişkilerimizin sürdürülmesini istiyoruz. ABD, kendi
halkının muhalefetine rağmen, ısrarla yürütmeğe çalıştığı bölge ve dünya
barışını tehdit eden yeni savunma konseptini tekrar gözden geçirmelidir.
ABD’den, Afganistan ve Irak’taki işgale derhal son vermesini, sorunları barış,
diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde çözmeye çalışmasını ve Büyük Ortadoğu
Projesinden vazgeçmesini bekliyoruz.

 

V. 4. 3. Karadeniz Ekonomik
İş Birliği (KEİB)

 

Karadeniz havzasındaki
ülkelerin ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi ve teşkilat içinde Türkiye'nin
etkinliğinin artırılmasına gayret edilecektir. Üye ülkelerle ticaret hacmimizin
artırılması ve karşılıklı yatırımların yapılması teşvik
edilecektir.

 

Karadeniz havzasının bir
barış ve işbirliği havzası haline gelmesi için Türkiye üzerine düşeni
yapacaktır. Bu kapsamda Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin burada savaş
gemileri bulundurmasına karşıyız.

 

V. 4. 4. Türk
Cumhuriyetleri ile işbirliği

 

Tarih, kültür ve manevi
bağlarla bağlı olduğumuz kardeş Türk Cumhuriyetleri ile, temel ilkeler
çerçevesinde, en ileri örnek ilişkilerin tesis edilmesini istiyoruz. Bunun için
gerek ikili, gerekse müşterek üye olduğumuz kuruluşlar içindeki ilişkilerimizi
geliştireceğiz. Ekonomik ve kültürel olarak yeni ve ileri işbirliği imkânlarını
araştıracağız.

 

V. 4. 5. İslam Konferansı
Örgütü(İKÖ)

 

Türkiye İslâm Konferansı
örgütünün güvenilir bir üyesi olarak, üye ülkelerle daha yakın ekonomik ve
kültürel ilişki içerisinde olacaktır. Bu ilişkiler, karşılıklı yararımıza olacak
şekilde, en üst düzeye getirilecektir.

 

Uygulanan çifte standartların
ortadan kaldırılması ve her türlü haksızlığın önlenebilmesi için, İKÖ’nün çok
daha etkin bir hale getirilmesi konusunda Türkiye’ye önemli görevler
düşmektedir. İnanıyoruz ki bu konuda her türlü önlemin alınması ve çabanın
gösterilmesi, sadece 1.5 milyarlık İslam dünyasının huzur ve barışını sağlamakla
kalmayacak, aynı zamanda dünya barışına ve âdil bir uluslararası sistemin
kurulmasına da önemli katkılar yapacaktır.

 

Bu çerçevede, Türkiye’nin
öncülüğünde faaliyet gösteren “İslam Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Daimi Komitesi”
(İSEDAK)’ın daha etkin, şuurlu ve verimli çalışmasını
sağlayacağız.

 

V. 4. 6. Ekonomik İşbirliği
Teşkilatı (ECO)

 

Genellikle tarihi ve kültürel
bağlarımızın bulunduğu ülkelerin üye olduğu ECO’ ya ayrı bir önem veriyoruz.
Yukarıda belirttiğimiz ilkeler ışığında ECO üyesi ülkelerle kültürel, ekonomik,
altyapı, teknolojik ve diğer alanlarda işbirliğinin geliştirilmesi için her
türlü gayret gösterilecektir.

 

V. 4. 7. “D-8
Atılımı”

 

Türkiye 15 Ağustos 1997'de
imzalanan D-8'lerin kurulmasına öncülük etti. Türkiye bunu, huzur, barış ve
mutluluğun hakim olduğu “yeni bir dünyanın” kurulabilmesinin, gelişmiş ve
gelişmekte olan ülkelerin katkılarıyla daha kolay gerçekleşebileceği inancıyla
yaptı.

 

D-8'lerin kuruluşunu, 20. yüzyılda insanların çektiği
acılardan sonra, yukarda izah edilen altı temel ilke üzerine, yeni bir dünyanın
kurulması için, 21. yüzyıla tutulmuş bir ışık olarak
görmekteyiz.

 

Ülkeler arasında ki sorunların
çözümü ve yeni bir dünyanın kurulmasında yukarıda açıkladığımız altı esas, yeni
bir ruh, yeni bir heyecan getirecektir. Ümit ediyoruz ki; 5 milyar toplam
nüfuslu gelişmekte olan 150 ülke adına D-8’ler ile 1 milyar toplam nüfuslu 30
gelişmiş ülke adına G-8’lerin, bir yuvarlak masa etrafında bir araya gelerek,
“II. Yalta Konferansı”nı yapmaları ve böylece barış, diyalog, adalet,
eşitlik, işbirliği, insan hakları ve demokrasi ilkeleri çerçevesinde sorunları
çözüme kavuşturup, özlenen, âdil uluslararası sistemi birlikte kurmaları ancak
bu samimi çabalarla mümkün olacaktır.

 

V. 4. 8. Komşularımızla
İlişkilerimiz

 

Dış güçlerin etkileriyle,
milli menfaatlerimize aykırı olarak, yapay sebeplerden dolayı komşularımızla
ilişkilerimizi gerginleştirmeyi tamamen yanlış bir davranış olarak görüyoruz.

 

Aksine, bütün komşularımızla, her
alanda en ileri ilişkilerin kurulmasından yanayız. Mevcut sorunların bu
ilişkiler sayesinde en iyi şekilde çözümleneceğine inanıyoruz.

 

V. 5. Türkiye BM Güvenlik
Konseyi Daimi Üyesi Olmalıdır.

 

Prensip olarak, Birleşmiş Milletler
içinde ayrıcalığı olan bir “Güvenlik Konseyi”ne karşıyız. Ancak, bu durum
düzeltilene kadar, yukarıda açıklanan tarihi ve coğrafi nedenlerle, Türkiye’nin,
BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmasının gerekliliğine inanıyoruz.

 

Tüm insanlığın saadetini amaç edinmiş olan partimiz,
ülkemizin, her ülke ile hakkı üstün tutan adil işbirliğine dayanan ilişkiler
kurması ve bu ilişkileri geliştirmesi için gayret
gösterecektir.

VI. SONUÇ

 

Bu
program, partimizin diğer partilerden farkını açıkça ortaya koymaktadır. Saadet
Partisi’nin hareket noktası şefkat ve sevgidir; amacı, öncelikle ülkemizin bütün
evlatları olmak üzere tüm insanlığın saadetidir. İnancımız odur ki, saadete
ancak programımızın temel ilkelerinin uygulanmasıyla
ulaşılabilir.

 

Görüşümüz diğer partilerden farklı olduğu için ayrı bir
parti olarak örgütlenmiş bulunuyoruz. Tekrar tekrar yapılan denemeler açıkça
göstermiştir ki, yanlış ilkelerle siyaset yapanlar, milletimizin özlemi olan
saadeti gerçekleştirmekte başarılı olamamışlardır.

 

 

 

Temel Farklarımız;

 

1-Saadetin temel unsurlarından olan Saygınlık ancak bizim
görüşümüzle gerçekleşir. Çünkü;

 

-Biz “Materyalist” değil,
“Maneviyatçıyız”.

 

-Biz “Nefse Esareti” değil, “Nefis Terbiyesi” ni esas
alıyoruz.

 

-Biz “Sıradan Türkiye” yi değil, “Manen Ve Madden
Kalkınmış Öncü Yeniden Büyük Türkiye” yi esas alıyoruz.

 

2-
Saadetin temel unsurlarından biri olan Huzur, Barış, Kardeşlik ancak bizim
görüşümüzle gerçekleşebilir. Çünkü:

 

-Biz “Kin Ve Husumet” i değil, “Şefkat, Sevgi Ve Hoşgörü”
yü esas alıyoruz.

 

-Bizim amacımız “Küçük Bir Azınlığın Saadeti” i değil,
“Bütün İnsanlığın Saadeti” dir.

 

-Biz “Yanlışın, Zararlının, Zulmün” egemenliği için
değil, “Doğrunun, İyinin - Güzelin, Faydalının ve Adaletin” egemenliği için
çalışıyoruz.

 

-Biz yeryüzünün İfsadı için değil, Islahı için
çalışıyoruz.

 

3-Saadetin temel unsurlarından İnsan Hakları Ve
Özgürlükler ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir. Çünkü;

 

-Biz “Baskı” yı değil, “Tam Ve Kamil İnsan Hakları” nı
istiyoruz.

 

-Biz “Güdümlü Demokrasi” yi değil, “Gerçek Demokrasi” yi
savunuyoruz.

 

-Biz Anayasa’nın 2. Maddesi Evrensel anlamda uygulansın
diyoruz.

 

4-Saadetin temel unsurlarından olan Adalet ancak bizim
görüşlerimizle gerçekleşir. Çünkü;

 

-Biz “Yanlış Hak” anlayışını değil, “Doğru Hak”
anlayışını esas alıyoruz.

 

5-Saadetin temel unsurlarından olan Refah, ancak bizim
görüşümüzle gerçekleşir.

 

Çünkü;

 

-Biz “Rant Ekonomisi” ni değil, “Reel Ekonomi” yi esas
alıyoruz.

 

-Biz “Rantiye Grubu” değil, “Türkiye Bütünüyle Kalkınsın”
diyoruz.

 

Bu program;

 

Tıpkı Birinci Dünya
Savaşı’ndan sonra, istiklalini kaybetme tehlikesini gören milletimizin,
Müdafaa-i Hukuk hareketi ile ayağa kalkarak “Ben ölmedim!” deyip mukaddesatına
sahip çıkmak için başlattığı İstiklal Savaşı’ndaki şevk ve heyecanı
taşıyan,

 

21. Yüzyılda “Ben de
varım!” diye ayağa kalkan Anadolu’nun azmini tüm dünyaya ilan
eden,

 

Bunu gerçekleştirmek için
kendi gücüne ve kaynaklarına güvenen Aziz Milletimizin özgüveninin
ifadesidir.

 

Programımızın,
insanımızın beklediği ve özlediği saadete bir an evvel kavuşmasına vesile
olmasını Cenab-ı Hak’tan dileriz.

Allah Aziz Milletimizin
yar ve yardımcısı olsun. 

 

VI. SONUÇ

Bu program, partimizin diğer partilerden farkını açıkça ortaya koymaktadır. Saadet Partisi’nin hareket noktası şefkat ve sevgidir; amacı, öncelikle ülkemizin bütün evlatları olmak üzere tüm insanlığın saadetidir. İnancımız odur ki, saadete ancak programımızın temel ilkelerinin uygulanmasıyla ulaşılabilir.

Görüşümüz diğer partilerden farklı olduğu için ayrı bir parti olarak örgütlenmiş bulunuyoruz. Tekrar tekrar yapılan denemeler açıkça göstermiştir ki, yanlış ilkelerle siyaset yapanlar, milletimizin özlemi olan saadeti gerçekleştirmekte başarılı olamamışlardır.

 

Temel Farklarımız;

1-Saadetin temel unsurlarından olan Saygınlık ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir. Çünkü;

-Biz “Materyalist” değil, “Maneviyatçıyız”.

-Biz “Nefse Esareti” değil, “Nefis Terbiyesi” ni esas alıyoruz.

-Biz “Sıradan Türkiye” yi değil, “Manen Ve Madden Kalkınmış Öncü Yeniden Büyük Türkiye” yi esas alıyoruz.

2- Saadetin temel unsurlarından biri olan Huzur, Barış, Kardeşlik ancak bizim görüşümüzle gerçekleşebilir. Çünkü:

-Biz “Kin Ve Husumet” i değil, “Şefkat, Sevgi Ve Hoşgörü” yü esas alıyoruz.

-Bizim amacımız “Küçük Bir Azınlığın Saadeti” i değil, “Bütün İnsanlığın Saadeti” dir.

-Biz “Yanlışın, Zararlının, Zulmün” egemenliği için değil, “Doğrunun, İyinin - Güzelin, Faydalının ve Adaletin” egemenliği için çalışıyoruz.

-Biz yeryüzünün İfsadı için değil, Islahı için çalışıyoruz.

3-Saadetin temel unsurlarından İnsan Hakları Ve Özgürlükler ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir. Çünkü;

-Biz “Baskı” yı değil, “Tam Ve Kamil İnsan Hakları” nı istiyoruz.

-Biz “Güdümlü Demokrasi” yi değil, “Gerçek Demokrasi” yi savunuyoruz.

-Biz Anayasa’nın 2. Maddesi Evrensel anlamda uygulansın diyoruz.

4-Saadetin temel unsurlarından olan Adalet ancak bizim görüşlerimizle gerçekleşir. Çünkü;

-Biz “Yanlış Hak” anlayışını değil, “Doğru Hak” anlayışını esas alıyoruz.

5-Saadetin temel unsurlarından olan Refah, ancak bizim görüşümüzle gerçekleşir.

Çünkü;

-Biz “Rant Ekonomisi” ni değil, “Reel Ekonomi” yi esas alıyoruz.

-Biz “Rantiye Grubu” değil, “Türkiye Bütünüyle Kalkınsın” diyoruz.

Bu program;

Tıpkı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, istiklalini kaybetme tehlikesini gören milletimizin, Müdafaa-i Hukuk hareketi ile ayağa kalkarak “Ben ölmedim!” deyip mukaddesatına sahip çıkmak için başlattığı İstiklal Savaşı’ndaki şevk ve heyecanı taşıyan,

21. Yüzyılda “Ben de varım!” diye ayağa kalkan Anadolu’nun azmini tüm dünyaya ilan eden,

Bunu gerçekleştirmek için kendi gücüne ve kaynaklarına güvenen Aziz Milletimizin özgüveninin ifadesidir.

Programımızın, insanımızın beklediği ve özlediği saadete bir an evvel kavuşmasına vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan dileriz.

Allah Aziz Milletimizin yar ve yardımcısı olsun.

 

 

 

 

 

Saat
Takvim
Hava Durumu
Anlık
Yarın
28° 10°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam9
Toplam Ziyaret232944